TREN

"Doktorum" Programı (16.12.2010)

Sayın Bakanımız Prof. Dr. Recep AKDAĞ

KANAL D “DOKTORUM” Programının Konuğuydu

(16.12.2010)

 

ZAHİDE YETİŞ- Günaydın efendim, gününüz aydın olsun, sağlığınız, sıhhatiniz yerinde olsun. Evinizin bereketi, sağlığınız her zaman iyi olsun, hoş geldiniz.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim, hoş geldiniz. Bugün gerçekten en sağlıklı gününüz olacağını düşünüyorum.

ZAHİDE YETİŞ-
Türkiye’de sağlık kendisinden soruluyor. Bugün Sağlık Bakanımızı konuk ediyoruz. Bugün Türkiye’nin sağlığını, gelecekte yaşayacaklarımızı ve Türkiye’deki sağlık üzerine yapılacak ve yapılmış olan değişimleri sorgulayacağız, konuşacağız, anlatma fırsatı ve öğrenme fırsatı olacak bizim için. Türkiye’de aile hekimliği konu başlığımız, ama sözünü ettiğimiz alt başlıklarla pek çok şeyi masaya yatırıyoruz bugün.

Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Profesör Doktor Recep Akdağ geliyor.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Hoş geldiniz.

ZAHİDE YETİŞ- Hoş geldiniz Sayın Bakanım.

SAYIN BAKANIMIZ- Hoş bulduk.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Çok teşekkür ediyoruz böyle bir programa katıldığınız için. Çünkü hakikaten biz burada bütün soruların en doğru cevaplarını sizden alacağımızı düşünüyoruz, çok da soru hazırladık şimdiden söyleyeyim.

SAYIN BAKANIMIZ- Aman ne iyi yapmışsınız. Benim için de bir zevk tabii, sizin programınız gerçekten ülke için, ülkemiz insanı için son derece yararlı bir program; hep o gözle baktım, o gözle gördüm. Bizim için de bir fırsat oluyor tabii.

ZAHİDE YETİŞ- Çok teşekkür ediyoruz programımıza gösterdiğiniz özen ve ehemmiyet için.

Bu arada ben Sayın Bakanımızı sabah karşıladık ve ilk duyduğum şey beni çok mutlu etti, sizin çok fırsatınız olmuyor yoğunluğunuzdan, ama evde Hanımefendi seyrediyormuş, çok güzel şeyler söylediniz, kendisine selam gönderiyoruz buradan, sevgilerimizi gönderiyoruz ve gerçekten çok teşekkür ediyoruz.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim, bugün biz demin dediğimiz gibi aile hekimliğini konuşacağız, çünkü bu çok yeni bir uygulama ve hepimizi çok ilgilendiriyor. Ama o kadar çok konu var ki, obezite var, sigara var, bugüne kadar yaptığınız diğer uygulamalar var. Özellikle ben şurada hemen parantezi açayım, sonra o konuya gireriz. Sigara konusunda hakikaten bu yapılan unutulmayacağız, hepimizin sağlığını, bu temiz hava sahası gerçekten hepimizi kurtardı, sabahki toplantıda bile gördük bunun örneğini.

Şimdi aile hekimliği, önce bu nasıl meydana geldi, nasıl çıktı aile hekimliği? Çünkü bizim yıllardır sağlık ocaklarımız vardı, sağlık merkezlerimiz vardı. Evet, birinci, ikinci basamak hekimlik vardı, koruyucu hekimlik kısmen vardı, ama çok düzgün işleyen bir sistem yoktu açıkçası arada, yani birinciden ikinciye geçiş gibi bir sistem yoktu, siz şimdi bunu getirdiniz. Nasıl doğdu bu fikir ve nasıl gelişti proje.

SAYIN BAKANIMIZ- Aslında aile hekimliği bütün dünyada, özellikle çağdaş ülkelerde, gelişmiş ülkelerde, Avrupa ülkelerinde çok yaygın. Bugün Avrupa’da aile hekimliğiyle hizmetlerin verilmediği ülke hemen hemen hiç yok. Ama beşiği neresi buranın, vatanı neresi, anavatanı neresi derseniz, özellikle İngiltere ve Kuzey Avrupa, Danimarka. Zannediyorum İngiltere’de 1947’den itibaren aile hekimliği var. Tabii Türkiye’de Cumhuriyetle beraber sağlık hizmetleri gelişmeye başladı, çok güzel işler yapıldı gerçekten savaştan çıkmış bir ülkede. 1960’lara gelindiğinde, sosyalizasyon diye bir sistem kuruldu, işte sizin de söylediğiniz sağlık evleri, sağlık ocakları, ondan sonra ilçe hastaneleri falan. Bu sistemin kurucusu, fikir babası Profesör Doktor Nusret Fişek’tir, Türkiye’nin yetiştirdiği önemli halk sağlıkçılardan biri. Nusret Fişek, sistemi o zaman kurarken, aslında o güne uygun çok güzel bir sistem kurmuş gerçekten, Türkiye’nin kırsalı çok geniş, doktoru sayısı, hemşire sayısı az. Şimdi az ama o zaman çok çok az. Ama Nusret Fişek, 1985’te kendi halk sağlığı kitabında açıkça şunu yazıyor: Diyor ki, bu sistem biraz az gelişmiş ülkelere yönelik bir ekip sistemidir. Ama gelişmiş ülkeler için bunun daha moderni, daha çağdaş şekli aile hekimliğidir. 85’te Nusret Fişek Hoca bunu söylüyor. Daha sonra Türkiye’de bunu görmüş tabii, özellikle rahmetli Özal döneminde aile hekimliğiyle ilgili birtakım teorik çalışmalar başlatılmış ama pratiğe yansıyan hiçbir şey yok. Biliyorsunuz biz 2002’de iktidara geldikten sonra AK Parti olarak sağlıkta dönüşüm programının önemli bir parçasını aile hekimliği şeklinde aldık. 2004’te kanunu yaptık, 2005’te Düzce’de ilk sisteme girdiğimiz şehir oldu, pilot uygulama oldu. 5 sene içerisinde de Allah’a şükürler olsun Türkiye’de 13 Aralık itibariyle bütün şehirlerimizde aile hekimliğini başlattık. Bugün stüdyomuzdaki değerli izleyicilerimiz, bizimle birlikte olan kardeşlerimiz, misafirlerimiz, ayrıca Türkiye’nin her bölgesinde, kentinde, kırında, yaşlısı, genci, herkesin bir aile hekimi var. Kayıtlarımızda 68 milyon kişi var aile hekimine kayıtlı. 4 milyon kişiyi henüz arıyoruz, çünkü onların oturdukları yerlerle ilgili birtakım farklılıklar ortaya çıkıyor. Öyle zannediyorum ki önümüzdeki şöyle 6 ay içinde falan o 4 milyon kişinin de büyük bir kısmını sistemin içine kaydetmiş olacağız.

İsterseniz sorularınıza geçelim, yani daha doğru olur, ben hani uzun uzadıya anlatabilirim ama…

ZAHİDE YETİŞ- Tabii tabii. Ben de bilgisayar sisteminden baktım ve ne yazık ki o 4 bin kişinin içinde olduğumu öğrendim, henüz tayin edilmemiştir diyor. Başvuracağımız yerler, böyle bir durumda ne yapmamız gerektiğini soracağız size ama aile hekimi kimdir, ne yapar, nedir diğer sağlık sisteminden farkı ortaya çıkan, genel olarak sizden öğrenmek istiyoruz.

SAYIN BAKANIMIZ- Eski sosyalizasyon sisteminin doğrusu sistemle alakalı, artık biraz dönemin değişmiş olmasıyla alakalı sorunları vardı ama sorunların önemli bir kısmı da, o sistemin bile Türkiye’de çalıştırılamayışıydı, yani yeterince bu işe emek verilmemişti, sağlık ocaklarının durumu iyi değildi vesaire. Peki, eski sistemle aile hekimliğinin ana farkları neler? Bir defa eskiden sağlık ocağı tabibi dediğimiz kişi birçok işle ilgilenirdi. Sadece bireyin hastalığıyla ya da koruyucu sağlığıyla değil çevre sağlığından tutun da, ne bileyim gıda kontrolüne varıncaya kadar. Tabii bu kadar kompleks bir işin içinde doğrudan bireyle ilgilenme imkanı da bulamıyordu. Biz şimdi bir defa aile hekimlerini tamamen vatandaşa, bireye hizmet edecek, onun koruyucu sağlık hizmetini yapacak, onun sağlık danışmanlığını yapacak ve birinci basamakta tedavi edilebilecek hastalıklarını tedavi edecek bir konuma getirdik. Toplum sağlığı hekimliğini ayırdık, öyle bir alan var, onlar yine çevre sağlığıyla, toplum sağlığıyla ilgilenen merkezler olacak ama aile hekimleri sadece kendilerine emanet edinmiş olan, yaklaşık 3500 kişinin sağlık danışmanlığını yapacaklar, koruyucu hizmetlerini verecekler ve söylediğim gibi hastalıklarının tedavisini yaparak onları gerekirse başka bir yere de yönlendirecekler, tıbbi kayıtlarını yapacaklar. Burada bizim vatandaş olarak şöyle bir hakkımız var: Kendi aile hekimimizi dilediğimiz gibi kendimiz seçiyoruz.

ZAHİDE YETİŞ- Burada bir virgül koyabilir miyim Sayın Bakanım. Çünkü biz dışarıya çıktık ve sorduk; aile hekimliği hakkında acaba neler düşünüyor, neler biliyoruz. Müsaadeniz olursa izlemek istiyoruz, sizinle paylaşmak istiyoruz, sonra da sorularımız gelmeye başlayacak.

Dışarıdaydık Doktorum programı olarak ve bakın siz bize neler anlattınız, ne kadar biliyoruz aile hekimliğini?

(VTR Gösterildi)
OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Evet efendim, izledik. Deyim yerindeyse rivayet muhtelif derler ya, yani her kafadan bir ses çıkıyor, tabii bu bir geçiş aşaması, yani bir başlangıç aşaması, bir şeyler oturana kadar mutlaka bunlar olacak.

ZAHİDE YETİŞ- Olumlu da var, olumsuz da var söylenenlerde.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Mutlaka, çünkü ulaşan var, ulaşmayanlar var, kulaktan duyup kendi araştırmayan var, tabii bir sürü şey var. Ama işte oturduğu yer, mesela İzmir’de son derece oturdu, sorun yok diyor. Şimdi aile hekimine ulaşma, bir kere bu 4 milyon kişiden bahsettiniz, bunlar zaten kendileri de seçebiliyorlar, çünkü gidip ben şu aile hekimini istiyorum deyip seçme şansı var. Şimdi burada performans dedi birisi, işte 3 bin kişiden sorumlu olacak falan.

Öncelikle aile hekimi dediğimiz, bir aile hekimliği ihtisası vardı, şimdi bir aile hekimleri kısa bir eğitimle buraya geldiler, yani pratisyen hekimlerimiz kısa bir meslek içi eğitim aldıktan sonra bu işe geldiler. Burada…

ZAHİDE YETİŞ- Çok özür diliyorum Aytuğ, kaç seneydi o ihtisas, üç sene miydi Sayın Bakanım?

SAYIN BAKANIMIZ- 3 yıl.

ZAHİDE YETİŞ- 3 yıl.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- 3 yıllık ciddi bir ihtisastı, tabii bu çok kısa geldi şimdi. Halk da diyor ki, işte eskisinden farkı yok, bana ilaç verir gönderir diyor. Şimdi bu ayrımı bize anlatır mısınız, nasıl bir hizmet olacak?

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi aslında siz de aradan iyi süzdünüz, sistemin aşağı yukarı 3-4 senedir başladığı İzmir gibi illerde konuşulduğunda vatandaşın büyük bir çoğunluğu sistemden son derece memnun, çalışanlar da öyle. Mesela, bizim yaptığımız araştırmalarda bir … araştırması diye 23 soruluk bir araştırma var Avrupa’da da uygulanan, vatandaşların yüzde 85’i sistemden memnun. Ama mesela İstanbul’da sorarsanız, daha sisteme yeni geçtik zaten, vatandaş gerçekten bilmiyor.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Kasım’da geçti, evet.

SAYIN BAKANIMIZ- Biz bütün Türkiye’de geniş bir medya ve bilgilendirme kampanyasına şimdi girişiyoruz. Yaygınlaştırdığımıza göre artık bunun zamanı geldi. Bugün sizin programınızda yaptığımız da biraz bu. Yani, vatandaşımıza bu sistemin ne olduğunu, bundan nasıl yararlanabileceğini, haklarının ne olduğunu mutlaka öğreteceğiz. Hekimlerimiz, diğer sağlık çalışanları bunun eğitimini aldılar ama nasıl oluyor da aile hekimliği uzmanlığı varken bir de pratisyen hekimleri aile hekimi olarak çalıştıracağız? Bunun başka bir yolu yok da onun için geçiş süreci içerisinde. 2500 kişiye, 3 bin kişiye, hatta 3500 kişiye bir aile hekimi düşüyor; doğrudur, ama Türkiye’de doktor bu kadar var. Şimdi İstanbul aslında çok iyi bir örnek. Bakın, 2002 yılında İstanbul’da sağlık ocaklarında vatandaşımıza hizmet eden doktor sayısı 700 kişi.

ZAHİDE YETİŞ- 700 kişi sadece, ne kadar az.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- O kadar mıydı?

SAYIN BAKANIMIZ- Bu kadar kişiyle biz vatandaşlarımıza hizmet etmeye çalışıyorduk ve aslında bir hizmet falan da yoktu yani. Ama şimdi İstanbul’da 3600 aile hekimi planladık, 3300 aile hekimi görevine başladı. Düşünün, 700-3300, arada hizmet farkının ne kadar olacağını bir düşünün. Ama bunun idealini arıyorsak eğer, doğrudur 3500 kişi bir hekime verdiğinizde o hekimin yükü çok fazla artar. Bu, Türkiye’deki genel anlamda hekim eksikliğinin bir sonucu. Aile hekimliği buna da biraz ilaç oluyor. Şimdi varsayalım ki biz sağlık ocağı bölgesindeydik eskiden, biz üç hekimiz, 10 bin kişilik bir bölgeye hizmet ediyoruz. Vatandaş her geldiğinde ayrı bir doktorla karşılaşıyor. İyi bir dosya sistemi, elektronik dosya sistemi oluşamıyor böylece. Vatandaşı doktorlar yeterince tanıyamıyorlardı. Bir geldiğinde sizle karşılaşıyor, öbüründe benimle, diğerinde hanımefendiyle karşılaşıyor. Ama şimdi öyle değil, vatandaş her geldiğinde aynı doktorla karşılaşacak, hatta ondan randevu alıp gidecek. Dolayısıyla, 3500 kişiyi yönetme anlamında aile hekimliği geçmiş sisteme göre bize büyük avantaj veriyor. Ben aile hekimimi tanıyacağım, aile hekimi beni tanıyacak, karşılıklı bir güven ilişkisi var. Ve ben gittiğim zaman eskiden sağlık ocağına, eğer herhangi bir aksama varsa bir şikâyetim de olsa bana, kardeşim nereye gidersen git, şikâyet et denebilirdi. Oysa şimdi ben aile hekimimi değiştirdiğim zaman aile hekimimin geliri azalıyor. Dolayısıyla, aramızda daha doğru bir ilişki oluşuyor, karşılıklı hizmet etme ve o hizmeti kabullenme ilişkisine dayalı bir güven ilişkisi gerçekleşiyor.

Bir de, doktorlarımız şimdi aile hekimliğine başlattığımız pratisyenlerimiz geçmişte müthiş bir psikolojik yıkım içindeydiler. Hani uzman olabilirsen doktorsun, uzman olamazsan zaten sağlık ocağında sürün dur ayda 1500-2000 lira maaşla. Şimdi onların gelirleri de çok iyi. Ama bir anlamda gelirleri de vatandaşımıza bağlı.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Performanslarına bağlı.

ZAHİDE YETİŞ- Nedir bu iyi dediğiniz, nedir rakamlar, çok merak ediliyor ve soruların içerisinde gelecek biraz sonra.

SAYIN BAKANIMIZ- Şu anda zannediyorum ortalamada net kendilerinde kalan miktar 4500-5000 lira civarında.

ZAHİDE YETİŞ- Çok ciddi bir rakamdan söz ediyoruz.

SAYIN BAKANIMIZ- Ama bu Doğu Anadolu’da ya da işte ülkenin diğer yerlerindeki ücra köşelerde, hani 5. ve 6. bölge dediğimiz biraz daha böyle mahrumiyetin yaşandığı yerler ise, bu 4500 lira 5500’e kadar da çıkıyor, yani orada böyle bir avantaj da veriyoruz.

Peki, bir hekim bunu kazanıyor, hekim için bu nasıl bir gelirdir? Vallaha bana göre daha fazla olsa daha iyidir, hekimlerin buna hakkı var. Ama Türkiye şartlarında geçmişle kıyasladığımızda büyük bir iyileştirme yaptığımız bir gerçek. Bu bir taraftan hekimlerin motivasyonunu iyileştiriyor, öbür taraftan da vatandaşa hizmet olarak dönüyor tabii. Şimdi bu aile sağlığı merkezlerini biz üç gruba ayırdık. Ne kadar mükemmel olursa aile sağlığı merkezi, hekime o kadar fazla para veriyoruz.

ZAHİDE YETİŞ- Bunun için açmak gerekiyor ama Sayın Bakanım, bir telefonumuz var, uzun uzun hepsini soracağız size, siz anlattıkça daha çok soru birikiyor bizde.

SAYIN BAKANIMIZ- Tabii olsun.

ZAHİDE YETİŞ- Peki efendim.

Hayati Versan, Kocaeli’nden bize ulaşıyor.

Günaydın efendim.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Günaydın.

HAYATİ VERSAN- Günaydın.

ZAHİDE YETİŞ- Hoş geldiniz Doktorum Programına.

HAYATİ VERSAN- Teşekkür ederim, hoş bulduk.

Sayın Bakanıma benim bir sorum vardı.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Buyurun efendim.

HAYATİ VERSAN- Sayın Bakanım, aile hekimliğine geçildi ülkemizin birçok ilinde. Aile hekimliğinden yararlanıyoruz, çok güzel de. Bir başka ile gittiğimiz zaman, oradaki aile hekimliği olan yere gittiğimiz zaman nasıl yararlanacağız bu aile hekimliğinden? Çünkü bir yakınım benim misafir olarak buraya geldi ve aile hekimliğine gittiğimizde problem yaşadık; bu birinci sorum.

İkinci sorum da; acaba böyle başka illerde aile hekimliğine gittiğimizde ücret konusu nedir, bu konuda bilgi edinmek istiyorum.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Teşekkür ederiz efendim.

ZAHİDE YETİŞ- Ücret veriliyor mu diye soruyorsunuz. Bir de, size misafir geldi, bir rahatsızlık yaşadı, gitti aile hekimine, neyle karşılaştınız peki orada?

HAYATİ VERSAN- Muayene yapılamayacağını, çünkü sistemde kayıtlı olmadığı bize söylendi.

ZAHİDE YETİŞ- Peki, Sayın Bakanım burada, buyurun.

SAYIN BAKANIMIZ- Aslında aile hekimleri misafir vatandaşlarımıza bakmakla bir anlamda mükelleftir, onlara misafir vatandaş yahut misafir hasta diyoruz. Ancak şu bir gerçek: Aile hekimliği sistemi daha çok bir yerde ikamet edenlere hizmet vermek üzere kurgulanmıştır. Şimdi bir seyahat yapan, başka bir yere giden insan doktora hangi şartlarda gider? Acil bir hastalığı oluşmuştur. Yoksa randevulu, normal bir muayene için doktora gidilmez. O zaman zaten acil servislerimiz her zaman vatandaşlarımıza hizmete açık. Bunun üzerinde biraz da çalışıyoruz. Hani bu günübirlik gidişler, ne bileyim bir haftalık gidişler önemli değil ama bazen özellikle Türkiye’de 2 ay, 3 ay, 4 ay kendi şehrine göçenler oluyor. Kışın İstanbul’da yaşıyor, Kocaeli’nde yaşıyor, ama yazın kendi evine gidiyor, köyüne gidiyor. Orada şu imkânı getirdik: Yazın kendi memleketine veya her neyse göçtüğü yere gittiğinde yapacağı bir tek şey var; oradaki bir aile hekimine gidecek, ben şimdi size kaydolmak istiyorum diyecek, bu kadar. Çünkü burada bir bürokrasi oluşturmuyoruz. Aile hekimini değiştirmek için Türkiye’de alıştığımız eski bürokratik mekanizmalar vardı; dilekçe vereceksin, il müdürlüğüne gideceksin, yazdıracaksınız, oraya imzalatacaksın, buraya mühürleteceksin, böyle bir şey yok. Aile hekimlerinin kayıtları hep elektronik ortamda olduğu için vatandaşlık numarasına göre, gittiniz diyelim ki Kocaeli’nde yaşıyorsunuz, yazın Artvin’e gittiniz köyünüze yahut kasabanıza, dört ay orada kalacaksınız. Oradaki herhangi bir aile hekimine gidiyorsunuz, ben şimdi Artvin’de kalacağım, lütfen benim aile hekimim olur musunuz diyorsunuz. Bir imza atıyorsunuz bir yere, tamam bitti. Artık 4 ay boyunca aile hekiminiz o.

ZAHİDE YETİŞ- Bu kadar kolay.

SAYIN BAKANIMIZ- Peki dosyanız? Dosyanız birinci hekimden ikinci hekime elektronik olarak geliyor zaten. Dolayısıyla, o dosyanın üzerinde işlemleriniz yine yapılıyor. Bu tarafa döndüğünüzde de gelip diyorsunuz ki, lütfen siz benim aile hekimliğime devam edin. Böylece aynı dosya üzerinden işlemleriniz devam ettirilebiliyor.

ZAHİDE YETİŞ- Peki efendim, çok önemli bir soru daha vardı, bu hepimizin çok merak ettiği bir şey; aile hekimine gittik, herhangi bir ücret ödeyecek miyiz?

SAYIN BAKANIMIZ- Bu önemli bir soru. Aile hekimine hiçbir ücret ödemiyoruz. Sosyal güvencemiz olmasa da bir ücret ödemiyoruz, kanunu bu şekilde yazdık. Gerçi Türkiye’de sağlıkta dönüşüm programıyla insanlarımızın aşağı yukarı yüzde 95’i bugün sağlık sigorta güvencesi altında. Ya sigortası var ya da yoksul olduğu için Yeşil Kartı var. Ama öbür yüzde 5’in içinde de olsanız, sosyal güvencenizin olmadığını varsayalım, aile hekimliği için herhangi bir sosyal güvence aramıyoruz ve herhangi bir para ödemiyorsunuz, ne muayene için ödüyorsunuz, ne tetkikler için ödüyorsunuz.

 ZAHİDE YETİŞ- Tetkikler için de?

SAYIN BAKANIMIZ- Elbette. Şimdi İstanbul’daki mesela 3300 aile hekimi, bunların hepsi hastalarına artık tetkik yapabilir duruma geldiler, o seviyede yapılabilecek bütün tetkikleri yapıyorlar. Nasıl oldu bu? Bütün aile sağlığı merkezlerine laboratuvar mı kurduk? Hayır. Bir ring sistemimiz var, bütün aile hekimliği merkezlerinden doktorların aldığı kan numunelerini, hemşirelerin aldığı kan numunelerini o ring sistemiyle belli merkezlere götürüyoruz, o merkezlerde tahliller yapılıyor ve elektronik yolla, internet yoluyla da sonuçlar oradaki aile sağlığı merkezine bildiriliyor. Onun için vatandaşımız artık basit hastalıkları için kesinlikle hastanelere gitmemeli, bu çok önemli; sistemden asıl beklentimiz bu. Türkiye’de hastalandığı zaman doğrudan hastaneye gidenlerin oranı, aile hekimliğini başlatmadığımız dönemde yüzde 63’tü, yüzde 63’ü doğrudan hastaneye gidiyordu, yüzde 37’si ancak sağlık ocağına gidiyordu. Aile hekimliği başlattığımız ve sistemin şöyle bir sene falan, 1,5 sene falan devam ettiği şehirlerde yüzde 50’nin üzerine çıktı doğrudan aile hekimine gidenler. Şimdi bu 50’nin 60’a, 65’e çıkmasını da bekliyoruz. Ne anlama geliyor bu? Siz emekli bir vatandaşımızsınız, ilaç yazdıracaksınız veya çocuğunuz nezle oldu, sizin işte başınız ağrıdı, tansiyon ölçtüreceksiniz; bunlar için artık hastanelerin kapılarına gitmek, oralarda yığılmak, beklemek, bunlara hiç gerek yok. Aile hekimi size çok yakın bir yerde, yakın bir yerde kurgulanmamışsa siz değiştirebilirsiniz. Bakın etrafınızda konunuza, komşunuza sorun, kimi arzu ediyorsanız, insanlar kimden memnunsa gidin oraya kaydolun. Gittiğiniz zaman bu söylediğimiz işten hiçbirisi için sizden herhangi bir ücret alınmayacak, üstelik düzenli de bir kaydınız olacak.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim, bu çok önemli bir konu, onun için lütfen bunu tekrar irdeleyelim. Şimdi bizim yaptığımız röportajlarda ve biraz da araştırma yaptık, bazı kişilerden ücret istendiğine dair, onlar dediler ki bizden ücret istendi dediler. Şimdi böyle bir durum olduğunda siz diyorsunuz ki, kesinlikle bir ücret ödenmeyecek. Böyle bir durumda ne yapması gerekiyor vatandaşın?

SAYIN BAKANIMIZ- Vallaha ücret istenmesi bana göre pratikte hiç mümkün değil. Çünkü bir aile hekimi vatandaştan herhangi bir ad altında herhangi bir şey almışsa, biz onun aile hekimliğinin sözleşmesini iptal ederiz.

ZAHİDE YETİŞ- Bu kadar ciddi bir durum para istenmesi.

SAYIN BAKANIMIZ- Elbette. Aslında müsaade ederseniz yeri gelmişken önemli bir hususa daha işaret edelim. Şimdi bu doktora para ödeme meselesi, aslında biraz kültürel sebeplerle devam ediyor. Bakın, bugün özel hastaneler dâhil, özel hastaneler, sizin herhangi bir acil hastalığınız, yoğun bakım gerektiren bir hastalığınızda sizden ya da bir yakınınızdan 5 kuruş bile talep edemezler.

ZAHİDE YETİŞ- Acil servise gittiğiniz zaman.

SAYIN BAKANIMIZ- Evet, ama şöyle: Hastalığınızın acil olması lazım. Özel hastanede şundan şikâyet ediyorlar: Diyorlar ki, hiç acil bir hastalığı olmadığı halde acile geliyor vatandaş. O zaman ona özel hastane diyecek ki, şu anda bir acil durumunuz yok, lütfen sabah polikliniğe gelin. Ama bunun dışında sizi ambulans aldı sizi bir özel hastaneye götürdü. İstanbul’un en meşhur, yanından bile vatandaş olarak geçtiğimiz zaman aman şuraya girersek kim bilir benden ne kadar para alırlar diye endişe ettiğimiz hastanesine bile sizi bir ambulans götürmüşse, bir yoğun bakımlık durumunuz varsa Allah korusun veya siz de gidebilirsiniz, kriz geçirdi yakınınız, araç çarptı, ne yaptınız? Ambulansı çağırırsanız en doğru işi yaparsınız, onu söyleyeyim. Ama bir şekilde siz hastaneye ulaştınız ve gerçekten durumunuz acil yahut da yanınızdaki kişinin durumu aciliyet arz ediyor. Sizden 5 kuruş alınamaz. Sosyal güvenceniz varsa özel hastane parayı Sosyal Güvenlik Kurumundan alır, Yeşil Kart’sa Yeşil Kart’tan alır. Sosyal güvenceniz yoksa ne kadar masraf çıktı, varsayalım ki 5 bin lira, 10 bin lira, bu da vatandaşın çok az bir kısmına böyle sorulacaktır, çünkü insanların söylediğim gibi sosyal güvencesi ya da Yeşil Kart’ı zaten var. Size şöyle denecektir: Bunu ödeme gücünüz var mı? Hayır. Sadece ödeme gücüm yok diye bir imza atacaksınız. Eskiden senede imza attırırlardı. Özel hastane bu belgeyi ilgilisine, yerine göre belediyeye ya da sosyal yardımlaşmaya gönderir, sosyal yardımlaşma sizin durumunuzu araştırır. Gerçekten fakirsiniz, o parayı verecek durumunuz yok, parayı öder. Fakir değilseniz, o kuruma der ki bu kişi fakir değil, bakın siz alacağınızı tahsil edin, hangi yolla edeceksiniz edin. Ama sistem şöyle çalışmış oluyor nihayetinde: Şu anda stüdyodaki kardeşlerime ben bakıyorum, sorsak, sosyal güvencesi olan kimler? Zannediyorum hemen hemen herkesin sosyal güvencesi vardır.

ZAHİDE YETİŞ- Var mı sosyal güvenceniz, bir kaldırır mısınız ellerinizi?

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Olmayan var mı, o kaldırsın.

ZAHİDE YETİŞ- Olmayanlardan rica edelim, hiçbir sosyal güvenceniz yok.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- 3.

ZAHİDE YETİŞ- 3 kişi, evet.

SAYIN BAKANIMIZ- Sosyal güvencesi olanlar için zaten hani böyle hiç karmaşık bir şey de yok. Rahatça acil hastalıklar ve yoğun bakımlar için artık özel hastaneler de vatandaşımızın emrindedir. Türkiye’de hastanecilik yapmanın kuralı bu. Ama şimdi sorsak, desek ki; şu konuşmayı yapmadan önce özel hastaneye acil bir durumda yoğun bakım için gittiğinizde para ödeyeceğinizi düşünüyor musunuz? Şu anda herkes diyor ki evet. Hatta açık söyleyeyim, bazen özel hastaneler bunu talep de ediyorlar. Peki, biz ne yapacağız? Biz ödemeyeceğiz, vatandaş olarak benim bir hakkım var. Eğer benim devletim bununla ilgili bir kanun yapmışsa, bununla ilgili yönetmeliği varsa, var. Eğer benim Başbakanım bu kanun ve yönetmeliklere dayanarak bütün sağlık sektörüne bir uygulama genelgesi yayınlamışsa, bu da yayınlanmış. Eğer benim Sağlık Bakanım, Türkiye’nin çok takip edilen bir kanalında bütün vatandaşlara bu hususta hakkınız var, aman bu hakkınıza sahip olun diyorsa, artık kendi hakkıma benim sahip olmam lazım. Söylediğim gibi, ananız, babanız, kendiniz, çocuğunuz bir acil durumda gittiniz, yoğum bakımda yattı hastanız. İkinci gün size dediler ki, 4 bin liralık para vereceksin ya da senet imzalayacaksın. Ona söyleyeceğimiz şey şu: Bir dakika, sen kim oluyorsun da benden para istiyorsun, herhalde senin kanundan, nizamdan, düzenden haberin yok. Şimdi vatandaşımızın bunu öğrenmesi lazım. Ama bizim de vatandaş olarak bunu istismar etmememiz gerekiyor. Yani, durumumuz acil değilse biz acil servise gitmeyeceğiz, biz normal polikliniğe gideceğiz. Onun bedeli nedir? Aile hekiminize giderseniz hiçbir şey ödemezseniz. Devletin hastanesine giderseniz 5 lira, reçete de alırsanız 3 lira ödersiniz, küçük bir para. Özel hastaneye giderseniz 12 lira artı 3 lira, yani 15 lira ödersiniz acil olmayan durumlar açısından. Demek ki aile hekimine gidersek, konumuz bugün bu, hiçbir şey ödemiyoruz.

ZAHİDE YETİŞ- Çok önemli bilgiler veriyorsunuz, can kulağıyla dinliyoruz sizi.

Bir izleyicimiz daha bizi dinliyor telefonda.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Hasan Bey, bizi Gaziantep’ten arıyor, günaydın.

ZAHİDE YETİŞ- Sayın Hasan Hanburlu, Gaziantep’e de günaydın efendim. Hoş geldiniz, merhabalar.

HASAN HANBURLU- Günaydın.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Nasılsınız efendim?

HASAN HANBURLU- Sağ olun, iyi günler.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- İyi günler. Buyurun sorunuzu alalım.

HASAN HANBURLU- Sayın Bakanıma benim bir sorum olacaktı. Ben Gaziantep’teyim, işsizim, sağlık sorunum var. Benim günüm dolu, yaşı bekliyorum emeklilik için. Sağlıktan yararlanamıyorum.

ZAHİDE YETİŞ- Yani, şu anda sigortanız yok, işlemiyor.

HASAN HANBURLU- Aile hekimliğinden yararlanabilir miyim?

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Hasan Bey, televizyonunuzun sesini de kapatın lütfen, yankı yapıyor.

HASAN HANBURLU- Tamam.

ZAHİDE YETİŞ- Hasan Beyin hiçbir sosyal güvencesi yok, sigortalı olacak ama belli bir günü doldurması gerekiyor, şu anda açıkta görünüyor.

HASAN HANBURLU- Günüm dolu, yaşı bekliyorum.

ZAHİDE YETİŞ- Tamam. Aile hekiminize gitseniz size bakar mı, Sayın Bakanımıza soralım.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bir defa aile hekimine gittiği zaman kesinlikle bakar, hiçbir tereddüt yok, onu başından beri söylüyorum. Aile hekiminden yararlanmak için Türkiye’de sosyal güvencenizin olması gerekmiyor. Aile hekimliği kanunen oluşturulmuş, tamamen ücretsiz bir sistemdir, bakın tamamen ücretsiz. Çocuğunuzun aşısı, hamileyseniz takipleriniz, o hamilelik için yapılacak tetkikler, düzenli takipleriniz, hastalığınız için yaptıracağınız bütün muayeneler, bunların hepsi tamamen ücretsizdir, aile hekimliğinde yapılan bütün tetkikler de ücretsizdir. Bugün Türkiye’de dünyanın en gelişmiş aşılarını çocuklarımıza ücretsiz olarak yapıyoruz, aile hekimliklerinde de ücretsiz olarak bu aşıları yapmaya devam edeceğiz. Bu vatandaşımızın aile hekiminden ücretsiz olarak yararlanabilir.

İkincisi; eğer geliri bir asgari ücretin kendi aile açısından üçte ikisinden azsa…

ZAHİDE YETİŞ- Geliri asgari ücretin üçte ikisinden azsa…

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Ailenin toplamı.

SAYIN BAKANIMIZ- Kişi başına düşün konuşuyoruz, üçte ikisinden azsa, bu kişi hiçbir şey ödemeksizin bu güvenceden, sosyal güvenlikten, sağlık sigortasından yararlanma hakkına sahiptir ve kendi şehrindeki sosyal güvenlik il müdürlüğüne gitmesi yeter. Primsiz ödemelerden yararlanma hakkına sahip. Ama eğer üçte ikiden fazlaysa kişi başına düşen gelir aile içinde, asgari ücretin üçte ikisinden fazlaysa, o zaman 25 lira kişi başına ödeyerek bu hakkı var. Sosyal Güvenlik Yasasında bunların hepsi yapıldı. Bir defa bu ülkede geliri sağlık hizmeti almak için yetersiz olan bir kişi, herhalükarda sağlık hizmetinden yararlanma imkânına sahip, böyle bir ülke oluşturduk yani.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim, o zaman şöyle bir şey, affınıza sığınarak: Siz çok güzel şeyler yapmışsınız, ama hiç bunları biz duymamışız. İnanın ben hekim olarak bunu bilmiyorum, vatandaş da, birçoğu da bunu bilmiyor. Çünkü sizin söylediğiniz o kadar önemli ki, yani şöyle bir örnek verirsek: Asgari ücret alan bir kişi, çocuğu da olmasına gerek yok, karı-koca olması, sadece o eve bir asgari ücret giriyorsa üçte ikinin altında, yarım düşüyor. Demek ki bunlar sağlık güvencesi olmasa da, sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmasa bile bu kişiler gidip bunun kaydını yaptırdıkları takdirde bu güvencesi var ve faydalanabiliyor.

SAYIN BAKANIMIZ- Geliri yetersiz çünkü. Ama eğer geliri yeterliyse, bunun üstündeyse, o zaman 25 lira ödüyor. Bu gelir biraz daha artarsa, şimdi detaylara boğdukça vatandaşın anlaması zor.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Yok, rakamlara girmemiz gerek yok.

SAYIN BAKANIMIZ- Gelir daha yükseğe çıkmışsa, herhangi bir emeklilik güvencesi olmasa bile, o zaman kişi başına 75 lira ödeyerek ayda bütün sağlık hizmetini alma imkânına sahip. Yani, zaten söylediğim gibi, Türkiye’de insanların büyük bir çoğunluğu ya işçidir, sigortalıdır, ya memurdur sigortalıdır, ya Bağ-Kur’ludur, sigortalıdır, ya emeklidir, ya fakirdir Yeşil Kart’ı var. Sağ olsun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız şimdi bu hususta yeni bir düzenleme de yapıyor. Bir torba yasa var, onun içerisine bunu koydular. Eskiden şöyle bir şey vardı: Esnafsızın ya da işçisiniz, pardon Yeşil Kartınız var. Gittiniz işçi oldunuz, sigortaya geçtiniz. Tekrar sigortadan geriye dönünce Yeşil Kart almanız çok zor oluyordu işinizi kaybettiğinizde. Şimdi bu düzenleniyor; işinizi kaybettikten sonra sigortadan düştünüz, hemen size Yeşil Kart verilebilecek.

ZAHİDE YETİŞ- Peki efendim, Hasan Beye şunu söyleyebiliriz o halde: Gaziantep’te kendi aile hekiminize ya da arzu ettiğiniz bir aile hekimine…

 SAYIN BAKANIMIZ- Tamamen ücretsiz olarak gidip hizmet alabilir.

ZAHİDE YETİŞ- Harika. Hiçbir ücret ödemeyeceksiniz, gideceksiniz, sağlık muayeneleriniz yapılacak, gerekli tetkikleriniz yapılacak. Peki, sonrasında ne olacak?

Size çok teşekkür ediyoruz Hasan Bey, sağ olun, sağlıkla kalınız.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Çok teşekkür ederiz aradığınız için.

ZAHİDE YETİŞ- Biz muhabir arkadaşımızı, onunla beraber gittik ve bir aile hekimini ziyaret ettik. Kendisi gitti aile hekimini buldu, bakalım neler yaşadı, bakalım nasıl karşılandı?

(VTR Gösterildi)

 

ZAHİDE YETİŞ- Şükürler olsun, arkadaşımızın bir şeyi yoktu. Ama en güzel duyduğum kelime, hiçbir ücret ödemenize gerek yoktu.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi ben orada bir eksik gördüm.

 ZAHİDE YETİŞ- Peki ne gördünüz, biz de merak ettik, hepsini size soracağız, daha çok sorumuz var. Elçiye zeval olmaz, izleyicilerimizin sorularını birebir aktaracağız, siz de çok iyi niyetle bize hepsini anlatıyorsunuz. Sayın Sağlık Bakanımız Profesör Doktor Recep Akdağ, Doktorum stüdyosunda ve Türkiye’de bilinmeyen sağlık hususunda pek çok olayı bize birebir tüm samimiyetiyle anlatmaya devam ediyor.

Az sonra buradayız efendim.

(Reklam Arası)

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim, tekrar günaydın.

Bugün Türkiye’nin sağlığını konuşuyoruz Sayın Sağlık Bakanımız Profesör Doktor Recep Akdağ’yla. Biz onun hoşgörüsüne sığınarak onun doktor kimliğiyle de konuşuyoruz, onun için böyle barkoya kaldırdık, şimdi burada sorularımız olacak ama.

Önce programa ara verirken siz dediniz ki, ben bu VTR’de bir eksik gördüm, bu uygulamada bir eksik gördüm dediniz. Neydi bu eksik?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi bizim bütün sağlık kuruluşlarımızda, bu aile sağlığı merkezleri de dâhil, vatandaşın sekreterle ya da doktorla karşılaştığı her yerde yüksek bankoları kaldırdık. Mesela, o yüksek bankonun olması, o aile sağlığı merkezi için bir dezavantaj, onun puanını aşağıya düşürüyor, mutlaka alçak banko olacak. Yani, ben hizmet veren kişi olarak doktor, hemşire ya da her neyse, sekreter, oturuyorsam, vatandaş da karşımda oturacak. Vatandaş ayakta duruyorsa benim de ayakta durmam lazım, bizim anlayışımız bu. Bu iletişimi kolaylaştırıyor, karşılıklı güveni de artırıyor. Yani, oturan kişi hani amir durumundadır, hükmeder, gelen de ona muhtaçtır, böyle bir şey yok. Biz hizmet sektörüyüz, beraber oturacağız.

 

ZAHİDE YETİŞ- Biz bu görüntüleri seyrettik, siz dediniz ki yalnız ben bir eksik gördüm, inanın telaşa kapıldık, ne eksik, biz mi bir şey yaptık. Sonra bu ayrıntıyı yakalamanız bizi hayretler içinde bıraktı gerçekten. Bankonun yüksek oluşunun insan psikolojisini de tabii siz bir hekim kimliğinizle ve…

 

SAYIN BAKANIMIZ- Biz bunu bütün program boyunca, sağlıkta dönüşüm programı boyunca bütün kuruluşlarımızda buna çok önem veriyoruz. Yeni oluşturduğumuz hastanelere gidin, hatta eskileri de düzelttik, yüksek banko göremezsiniz. Varsa yüksek banko, o vizyona ya da talimatlara uygun olmayan bir durumdur ve o sağlık kuruluşunun performans, kalite puanını da aşağıya indiriyor.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim, biz oradaki gördüğümüz merkezi seçmedik, yani bu bizim normal muhabirimizin kendine verilen merkezdi, yani bu özel seçilmiş bir yer değil. Fakat içerisi o kadar güzeldi ki, ben baktım özel hastaneden daha güzeldi, yani son derece temiz, son derece medeni ve çok uygun şartlarda. İnşallah bütün merkezlerde bu şartları sağlayabilelim.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi bakın bunu sağlamayı temin edecek üç şey var.

Bir; asgari standartlar var, onları tanımlamışız, onun altına düşerek aile hekimliği yapamazsınız.

İkincisi; bir rekabet var, buna bazen Tabip Örgütleri falan karşı çıkıyorlar, nasıl rekabet olur mu sağlıkta? Elbette olur canım.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Hizmet sektörü olduğu için.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Tabii, bir hizmet sektörüdür. Yani, siz eğer orada şartları iyi yapmazsanız, o zaman vatandaş, buradaki kardeşlerimiz sizi bırakır, başka aile hekimine gider.

Üçüncüsü de, orada oluşturduğunuz şartlara göre sizi A, B, C diye ayırıyoruz, yani hekimliğinizi değil, ama aile hekimliği merkezinizin şartlarını. Bir standart olacak, en düşük standartta olan C olabilir, ama onun üstüne siz eğer standardı yükseltmişseniz, size daha fazla para veriyoruz. Bunun anlamı nedir? Bakın asgari standart var, rekabet var, daha iyisini yaptığınız zaman daha çok para alıyorsunuz.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Sürekli bir teşvik var iyiye doğru.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Sürekli olarak daha iyiye doğru teşvik. Şimdi siz dediniz ki seçmedik. Bir başka yere gitseniz belki bunun biraz altında olabilir. Ama belli bir standardın altında olamaz, çünkü aile hekimliği yapamaz.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki efendim, hemen sorularımıza geçelim isterseniz.

Birinci sorumuzu alalım lütfen.

“BİR VATANDAŞ- Sayın Bakanım, aile hekimini tatil günlerinde veya gece 2’de, 3’de, 1’de, 12’de nerede bulacağız, nasıl ulaşacağız, bunun bir açıklamasını bekliyoruz.”

 

SAYIN BAKANIMIZ- Dünyanın hiçbir yerinde hekimler, aile hekimleri 24 saat ve bütün tatil zamanında hizmet vermezler, veremezler. Biz de insanız hekim olarak. Yani, düşünün günde 8 saat çalıştınız, bir de akşam, gece; böyle bir şey olmaz. Acil bir durumumuz varsa, o zaman acile gideceğiz. Öbür türlü aile hekimimizden randevu alarak gidip ondan hizmet alacağız. Ama aile hekimlerimizin genellikle telefonları kendisiyle ilgili vatandaşımızda var. Ona telefon açabiliriz, aile hekimimizle o söylediğimiz ilişki çerçevesinde telefonla bize cevap verebilir. Ama onun da dinlenmeye ihtiyacı olduğunu bilmemiz lazım, yani o kadar kolay bir şey değil.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- O hekimlerin de insan olduğunu unutmamamız lazım. Ama demin vurguladınız zaten, acile gittiğimiz takdirde, eğer gerçekten acil bir durumsa, o an ortaya çıkmış ve acil bir durumsa, hiçbir ücret ödenmeyeceği için istediğiniz hastanenin aciline gidebilirsiniz.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Evet. Ama orada müsaade ederseniz tekrarlayalım.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Tabii, buyurun efendim.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Türkiye’de acil müracaatların oranı yüksek maalesef, yüzde 30’lara yaklaşıyor. Bu bize şunu getiriyor: Bu sefer gerçekten acil olanlar, durumu ağır olanlar sıkıntı çekiyor. O zaman acil bir durumumuz yoksa lütfen ya aile hekimlerine gidelim, hadi her neyse hastaneye de gidebiliriz gündüz normal randevu alarak. Bunu bu şekilde geliştirebilirsek toplumsal açıdan, hepimizin ağır hastaları oluyor, ağır hastaların işini kolaylaştırmış oluruz.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki, çok teşekkürler.

Alalım ikinci sorumuzu.

“BİR VATANDAŞ- Kemik erimesinden sorunlu bir insanım, kemik erimem var. Oraya gittiğimde, aile hekimine gittiğimde oranın yapacağı bir şey yok. Ora mı beni sevk edecek de gideceğim, yoksa yine bildiğim gibi zoraki bir telefonla randevu alabilirsem alacağım, ondan sonra mı gideceğim. Alamıyoruz da, dolu, dolu, dolu, dolu, bu yani ben üç gün, üç gece arıyorum, nasıl dolu oluyor, onu da anlamış değilim. Peki, sevk edilmiyorsam nasıl gideceğim. Orası sevk ederse, benim sevkimle direkt gidecek miyim, yoksa yine mi numara alıp gideceğim? Bunlar evet sorun hep benim için.”

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Şimdi burada şöyle kısaca toparlayacak olursak, hanımefendi herhalde şunu soruyor: Uzmanlık gerektiren ve sürekli tedavisi gerektiren veya muayenesi gerektiren bir durumu var. Kemik erimesi var, sürekli bir bu konudaki uzmanın takibi altında olması lazım. Her seferinde aile hekimine mi gideceğim, oradan gideceğim, aile hekiminin bu konuda yapacağı bir şey var mı diyor.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi biz Türkiye’de aile hekimliğini, önce aile hekimine gidersin, ancak ondan sonra uzmana gidersin şeklinde kurgulamadık. Çünkü Türkiye’de doktor sayısının yetersiz olduğunu biliyoruz. Bazı ülkeler böyle yapıyorlar. Ama biz bunun yerine ne yapıyoruz? Aile hekimliğini tamamen ücretsiz yaparak orada bitirilecek işler için vatandaşımızın aile hekimine gitmesini teşvik ediyoruz. Bir kemik erimesi için hiçbir şey yapamaz mı aile hekimi? Çok şey yapar. Kuşkusuz kemik erimenizle ilgili ana teşhisi koyacak olan, size ilaç tedavinizi verecek olan kişi uzmandır. Ama onu aile hekimi o uzmanla beraber rahatça takip edebilir. O zaman uzmanınızla belki de senede bir defa ya da iki defa görüşmeniz yetecektir. Geri kalan bütün işlerinizi, ilaçlarınızı yazmaya varıncaya kadar, belli tetkiklerinizi tekrarlamaya varıncaya kadar aile hekiminiz yapabilir. Ne oldu? İşimiz kolaylaşmış oluyor. Böylece işte hastanelerdeki yükü azaltacağız.

Türkiye’deki doktor sayısı belli. Biz insanımıza Yemen’den hizmet alacak halimiz yok ki. Bu doktorları, Türkiye’deki insanımıza ve onun hastalığına yetiştirmek durumundayız. İşte aile hekimliği bu açıdan da bize destek olacak.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Böylece hastanelerde gerçekten bizde çok basit şeyler için çok uzmanın ta en tepeye kadar başvurular çok sayıda oluyor, bu yıllardır yaşadığımız sorun.

 

SAYIN BAKANIMIZ- O zaman uzman da işini yapamaz hale geliyor.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- O işini yapamaz hale geliyor gerçekten.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Mecbur bırakmıyoruz yalnız bakın. Ama ne oldu? O kardeşimiz sürekli bir hastalığı varsa, zaten raporu varsa hastaneye de katkı payı ödemiyor, biraz önce onu söylemeyi unuttuk. Türkiye’de sürekli hastalığı olanlar, şeker hastalığınız var, kalp hastalığınız var, sürekli akciğer hastalığınız var, raporlusunuz, bu raporla hastaneye gelip gidiyorsun, ilaçlarınızı alıyorsunuz, bu kişiler katkı payı ödemez hastanelere. Bu da belki tam bilinmiyor. Ama bu durumda bile katkı ödemeyecek olsanız bile, biz size neyi öneriyoruz? Mümkün mertebe işinizi aile hekiminizle tamamlayın, bitirin. Uzmana gidilmesi gerekiyorsa da, uzmana rahatça gidebiliyorsunuz. Sevk için aile hekiminizden bir kâğıt almanız da gerekmiyor.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Şimdi sırada bu sefer hekimimizin sorusu var, aile hekiminin sorusu var. Buyurun efendim.

Bir Vatandaş- Ben aile hekimiyim.

 

ZAHİDE YETİŞ- Branşınız nedir?

Bir Vatandaş- Pratisyen hekimim, 1 haftalık kursla aile hekimi oldum. Ben 15 Aralık itibariyle görevime başlayacağım Küçükçekmece’de.

Şimdi ben öncelikle Sağlık Bakanıma ben kendim bir şey sormak istiyorum.

 

ZAHİDE YETİŞ- Hadi sorun lütfen.

Bir Vatandaş- Şimdi Sayın Sağlık Bakanım, aile hekimine gerçekten sağlık ocağında çalışan hekimlere nazaran daha yüksek ücretlerle çalıştırıyorlar. Fakat şöyle bir söylenti var: Üç ay sonra, altı ay sonra bu ücretlerin yarı yarıya azalacağı konusunda. Şimdi biz doktor arkadaşların tamamı bu ücretlere güvenerek aile hekimi olduk. Acaba gerçekten bu söylentiler doğru mu? Doğruysa süre ne kadar? İnşallah yanlıştır.”

 

ZAHİDE YETİŞ- Kendi istediği cevabı da vermiş oldu.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Bir aile hekiminin de sıkıntıları dile gelmiş oldu böylece.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bu değerli meslektaşımın, aile hekimi kardeşimin bu sorusu gerçekten çok yerinde bir soru oldu, bütün aile hekimlerini de rahatlatacak bir cevap vereceğiz çünkü. Elbette aile hekimleri bugün ne alıyorsa, yarın da onu alacaklar. Şimdi biz sağlıkta dönüşüm programını başlattığımız ilk günden beri bu dedikoduyu yayanlar var. Mesela ne yaptık biz? Hastaneleri birleştirdik değil mi? Vatandaşın bütün hastanelerden hizmet almasını sağladık, vatandaşın bütün özel hastanelerden hizmet almasını sağladık. Biraz önce söylediğim gibi acil bir durumunuz varsa, doğrudan özel hastaneye gitme imkânınızı sağladık. Her seferinde şunu söylediler: Görürsünüz, üç ay sonra bu bitecek, altı ay sonra bu biter. Bu yoğurdun bolluğu nerede, yarın bu deniz tükenir. Onlar bilmiyorlar ki, bu sistemin finansal tarafı, yani para tarafı da çok iyi kurgulanmıştır. Arkadaşlar, 8 gün bunu konuşursunuz, 8 hafta konuşursunuz, 8 ay konuşursunuz, bakın bitecek, bir daha bu olmayacak, 8 sene oldu yani, insaf etmek lazım. 8 sene boyunca sistemin her geçen gün eksikleri tamamlanarak daha iyi hale geldiğini görüyoruz. Doktor arkadaşlarımız müsterih olsunlar, biz onların emeklerinin kıymetini biliyoruz. Bugün 1 veriyorsak yarın 2 vermeye çalışacağız. Ama şunu da isteyeceğiz: Kaliteli hizmet. O arkadaşımız eğer kaliteyi aşağıya düşürürse, yani diyelim ki takip etmesi gereken gebeleri yeterince takip etmemiş. Bebeklerin aşısını yeterince yapmamış. O zaman puanlarını düşürüyoruz, ödediğimiz parayı da azaltıyoruz. Hatta belli bir eşik değerin altına düşerse, diyoruz ki kusura bakma, biz seninle çalışamayız. Ama işini normal yani, iyi derken de öyle çok büyük bir fedakârlığa falan gerek yok, işini normal bir seviyede yaptığı müddetçe de başımızın üstünde yeri var, hiç endişe etmesinler, azalmaz artar.

 

ZAHİDE YETİŞ- Sayın Bakanım, çok özür dileyerek aklıma geleni sormak istiyorum. Bir vatandaş olarak gittim aile hekimine, olası bir olumsuz durumla karşılaştım. Sizin sözünü ettiğiniz durumu da ben Doktorum Programında bugün görmüş oldum. Bir şikâyet mercii ya da size beğeni ya da olası aksiliği anlatma mercii olacak mı?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Elbette var, bizim 184 numaralı hattımız var biliyorsunuz. Bu hat günde aşağı yukarı 2500 kişi arıyor.

Şimdi aile hekimliğiyle ilgili şu rahatlığımız var: Gittik aile hekimine, bir olumsuzlukla karşılaştık, ona kibarca diyebiliriz ki, değerli hekimim, bu ilişkimizin böyle olmasından ben mutlu değilim, lütfen ilişkimiz şu halsin. Eğer bizi anlamazsa, hani eskiye ait alışkanlıklarla, o memur alışkanlıklarıyla davranırsa, pek teşekkür ederim dememiz yeterlidir. Komşularımıza sorarız, ya senin aile hekimin var, nerede, nasıl, memnun musun, o benim ki çok iyi, valla her gittiğimde el üstünde tutuyor. Gider ona kayıt oluruz, öyle bir rahatlığımız var, vatandaş olarak böyle bir hakkımız var. Ama sistemle alakalı genel bir sorun gördüysek, onu 184’e bildirdiğinizde biz bunu mutlaka değerlendiriyoruz.

Şunu da açıkça söylemem lazım: Yani, günde aşağı yukarı 1 milyon insanın, hatta daha fazla insanın müracaat ettiği bir sistemi düşünün. Bunun beşte biri, dörtte biri acillere müracaat ediyor, günde 250 bin kişi. Çok sorun çıkar elbette yani, kolay mı, köhnemiş bir sistemi dönüştürüyoruz. Ama her geçen gün daha iyiye, daha iyiye, daha iyiye gitme şansımız var, buna sizler de yardımcı olacaksınız.

 

ZAHİDE YETİŞ- Peki efendim, bu telefon numarasını duyduktan sonra, şunu da müsaadeniz olursa sormak istiyorum: Sizin sigarayla ilgili yaptığınız çalışmaları biz programda defalarca söyledik, gerçekten çok mutlu oluyoruz, artık sigarasız ortamda bir nesli de kurtarmış oluyoruz belki de. Sigarayla savaşmak için bir de telefon numarası duyuyoruz biz, sizden duymak istiyoruz, böyle bir hattımız…

 

SAYIN BAKANIMIZ- 171. Burada da uzman, yetişmiş psikologlar ya da hemşireler bu hizmeti veriyorlar veya diğer sağlık görevlileri. Yalnız burada bir kusurumuz oldu, onu söylemem gerekir; 171 numaralı telefon kurgulanırken, burayı ayda yaklaşık olarak 50 bin kişinin arayacağı tahmin edildi ve buna yönelik olarak da işte orada 5-10 arkadaş istihdam edildi, yetiştirildi, eğitim verdik onlara. Ama halkımızın öyle büyük bir talebi oldu ki, 200 bin kişi aradı ve numaraya ulaşılamıyor. Şu anda arasanız büyük ihtimalle ulaşamazsınız. Bu hususta şikâyetler bize geldi. Hemen fark ettik bunu ve oradaki kapasiteyi büyük ölçüde artıracağız, yani 5-10 katına çıkarıyoruz. Şöyle yaklaşık 1 ila 2 ay kadar zamana ihtiyacımız var, çünkü elemanları eğitmemiz lazım. Ondan sonra 171’e çok rahat ulaşacağız, oradan tavsiye alacağız. Bu sene 250 bin vatandaşımıza da sigarayı bıraktırma hususunda bir ilaç, iki ilaç var, bu iki ilaçtan biri bedava olarak vereceğiz, yaklaşık 250 bin kişiye. Bu 250 bin kişiye verdik ilaçları, bir yıl takip edeceğiz. Eğer bir yılsonunda gerçekten ilaçların sigarayı bıraktırmadaki etkinliği firmaların iddia ettiği gibi çıkarsa, bunu Türkiye’de yaşamamız lazım. Sosyal Güvenlik Kurumuna biz Sağlık Bakanlığı olarak tavsiye edeceğiz. Diyeceğiz ki, bu ilaçları geri ödeme kararını alın bunları karşılayın.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim, şimdi 184’le ilgili problemlerini de 171’e iletebilirler diyelim. Ama kişilerin bize mesela gün içinde bize de yaklaşık 3 bin kişi başvuruyor programımıza bizim, sorular geliyor, sorunlar geliyor. Ama bunların neredeyse yarısına yakını da e-postayla geliyor. Bir e-posta adresi veya Bakanlığın böyle bir şeyi var mı başvurabilecekleri numara dışında?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bu telefonla başvurulan sisteme elektronik postayla da yaygın olarak başvurulması için şimdi bir hazırlığımız var, onu da yakın zamanda gerçekleştireceğiz.  

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Çünkü hakikaten Türkiye artık interneti çok çok yaygın kullanıyor.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Çok haklısınız.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Ve çok ciddi oranda bize de bundan başvuruyor.

O zaman bir sorumuz daha var, onu da alalım.

Bir Vatandaş- Sayın Bakanım, siz diyorsunuz ki 18 yaşına kadar çocuklarımız devlet güvencesi altında sağlık kurumlarından yararlanıyor ücretsiz. Fakat ailesinden dolayı, babasının vergi borcu olduğundan dolayı bakılmıyor. Bunlar faydalanamaz mı, bütün çocuklarımız aynıdır, çocuklar annesinden babasından dolayı sorumlu tutulmamalı bence sağlık konusunda.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi bu hususta aslında hiçbir sorun yok, kanun var, bu kanunu da biz yaptık; 18 yaşın altında olan herkes hiçbir sosyal güvence istenmeksizin sağlık hakkından yararlanır.

Peki, nasıl oluyor? Buradaki soruna benzer husus neden kaynaklandı? Sosyal Güvenlik Kurumu şunu istiyor: Bu durumda bir çocuğunuz varsa kuruma kaydolun diyor. Ben sizin prim ödeyip ödemeyeceğinizi bir görmek istiyorum. Bu aslında Sosyal Güvenlik Kurumunun herkesi sigortalı yapma hususunda yaptığı çalışmanın bir parçası. Bu şöyle algılanıyor vatandaş tarafından: Çocuğuma benim bakılmıyor yahut bakılmayacak, öyle bir şey yok. 18 yaşında olan herkes Türkiye’de sağlık hakkından ücretsiz olarak yararlanabilir, bu onun hakkıdır. Zaten aile hekimliğiyse söz konusu olan, tekrarlayalım; bütün insanlar sağlık hakkından bu şekilde yararlanabiliyorlar. Ama 18 yaşın üstünde olanlar için de biraz önce söyledik, primsiz ödeme yöntemleri var fakirseniz, azıcık varlıklıysanız ufak bir para ödüyorsunuz falan. Bunlar da sistemi yerli yerine oturtmak için. Türkiye’de çok büyük bir kayıt dışılık var. Yani, böyle biz herkese sağlık hizmeti veriyoruz, bazıları onu öneriyorlar, nüfus cüzdanıyla bu hizmeti verelim falan diye, verebiliriz zaten, o duruma neredeyse geldik. Ama o zaman kayıt dışılık artar, bu ülkenin yararına bir şey değil yani.

 

ZAHİDE YETİŞ- Peki Sağlık Bakanım, sizin bir rahatsızlığınız olduğunda, Allah korusun, hiç olmasın hiçbirimizin ama nereye gideceksiniz?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Valla ben kendim hekimim zaten.

 

ZAHİDE YETİŞ- Hekimi hekime emanet etmek zordur ama…

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şöyle söyleyeyim: Ufak rahatsızlıklarımı ben kendi kendime tedavi etme kabiliyetine sahibim. Ama uzmanlık gerektiren bir şey olursa, onun için elbette uzman arkadaşlara gidiyorum. Siz aile hekimimi soruyorsunuz.

 

ZAHİDE YETİŞ- Evet, aile hekiminizi soruyorum.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Kuşkusuz aile hekimimizle de irtibatlaşacağız, yani gidip geleceğiz, oradaki sağlık kaydımız dursun diye. Ama ben bu salondaki kardeşlerimiz kadar ya da diğer vatandaşlarımız kadar aynı ihtiyacı duymamam çok doğaldır, çünkü kendim hekimim yani.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Siz mesela evde yoksunuz, aileden biri rahatsızlandı o anda ve o bir yere gidecek, aile hekiminize başvuracak öncelikle değil mi?

 

ZAHİDE YETİŞ- O zaman biz sizin için başvurduk, aile hekiminiz de bizi kırmadı geldi. Aile hekimi Doktor Gönül Kaya’yı buraya davet ediyoruz, Sayın Sağlık Bakanımızın aile hekimi.

Hoş geldiniz, buyurun efendim.

İhtiyaç halinde değil de, biz ne olduğunu tam olarak öğrenmek adına sizi davet ettik ve buluşturduk.

Efendim, tekrar hoş geldiniz.

 

DR. GÖNÜL KAYA- Hoş bulduk.

 

ZAHİDE YETİŞ- Sizin işiniz biraz daha zor sanki.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Evet biraz zor yani, hani zaten doktora bakmak zordur, bir de Sağlık Bakanı olunca.

 

DR. GÖNÜL KAYA- Şeref duyuyorum tabii, benim için çok önemli. Elimden geldiğince aile hekimi hizmetlerini kendilerine ve ailesine vermeye çalışacağım tabii ki?

 

ZAHİDE YETİŞ- Kaç kişi var şu anda sizden hizmet alan Sayın Bakanımızın dışında?

 

DR. GÖNÜL KAYA- Bana kayıtlı 3700 kişi var şu anda.

 

ZAHİDE YETİŞ- Peki sadece doktor kimliğinizi burada biraz daha ön plana çıkması, Sayın Doktorumuz mu, yoksa ailesi ve çocukları da dâhil mi sizin hizmetinizden faydalanmak üzere?

 

DR. GÖNÜL KAYA- Tabii ki, hem Sayın Bakanımız ve ailesi, çocukları şu anda bana kayıtlı.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki, sistemde şimdi ne kadar süredir siz bunu yapıyorsunuz?

 

DR. GÖNÜL KAYA- Aslında çok fazla olmadı, beş aydır.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Beş ay iyi bir süre, çünkü bir sürü yerde daha yeni geçildi. Beş aydır bir şeyler yaşadınız mutlaka değil mi yani?

 

DR. GÖNÜL KAYA- Evet.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Çünkü yeni oturan bir sistem, bir şeyler olacak, sonra hep onlar düzeltile düzeltile daha mükemmele gidecek. Burada sıkıntı çektiğiniz bir yer var mı, yani halkla karşılaştığınızda eskiye göre geçişte problem yaşadığınız?

 

DR. GÖNÜL KAYA- Şimdi tabii sistem yeni, ama ilk önce güzelliklerinden bahsetmek lazım. Şimdi benim o 3700 kişi içinde bebeklerim var, bebeklerim diyorum artık, çocuklarım var. Hamile bayanlarım var, isimlerini tek tek hepsini bilirim. Kaç aylık hamileler, riskleri var mı, yok mu bilirim. Bebeklerimin hepsinin adını soyadıyla bilirim, ayıyla bilirim, ne zaman ne aşı yapılacak hepsini bilirim, öyle karşılarım. Bu aidiyet duygusu veya ne diyeyim sahiplenmeyi gerektiriyor, aslında oluyor. Bu hem bana kayıtlı nüfus için, hem benim için çok önemli işin açıkçası. Hem değer veriliyor, hem değer veriyorum gibi bir durum işin açıkçası.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Şimdi yanılmıyorsam Lanset’te çıkmıştı aile hekimliğiyle ilgili bir yazı benim çok hoşuma gitti. Diyor ki, aile hekimiyle takip edilen ailelerde normal uzmana giden, normal sağlık sisteminden hizmet alanlara göre kalp hastalıkları, hiper tansiyon ve şeker hastalıkları çok daha düşük oranda gözüküyormuş ve daha az komplikasyonlu geçiyormuş. Çünkü neden? Siz bir hastayı gördüğünüzde, onu o an görüyorsunuz ve o an gördüğünüzde o an için değerlendiriyorsunuz. Hâlbuki şimdi siz çocuklarım dediğiniz o çocukları inşallah büyüdüklerinde de onları görüyor olacaksınız. Yani, siz onun çocukluğundan geçirdiği kalp hastalığını da biliyor olacaksınız ya da gelecekte, 10 sene içindeki gelişimini de görmüş olacaksınız.

 

DR. GÖNÜL KAYA- Ayrıca risklerini de tabii bu arada tespit etmiş olacağım, ona göre de bir yaşam biçimi önereceğim onlara.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki, bütün bunların ışığında Sayın Bakanımızın risklerini söyler misiniz bize?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bir dakika, onu söyleyemez. Hastasıyla mahremiyetimiz var. Söyleseydi hemen değiştirirdim doktorumu.

 

ZAHİDE YETİŞ- İlk defa Sayın Bakanımız ve kendisinin aile hekimi canlı yayında bizim programımızda buluştu. Eğer siz ilk defa buluşmuş olsaydınız, Sayın Bakanım müsaadeniz olursa, doktor size acaba neler sorardı, sizin cevaplarınız ne yönde olurdu ve talepleriniz; biz bunu görmek istiyoruz eğer bize izin verirseniz. Siz sorarsanız, siz cevaplarsanız, birebir gittiğimizde neyle karşılaşacağız bilmek istiyoruz.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Sorsun ama yine benim mahremiyetimle ilgili bir şeyse cevap vermem haberiniz olsun.

 

ZAHİDE YETİŞ- Tabii ki.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bunu bilerek söylüyorum, yani şundan vatandaşlarımız emin olmalılar. Onların doktorlarına verdiği kayıtlar mahrem kayıtlardır.

 

DR. GÖNÜL KAYA- Evet.

 

ZAHİDE YETİŞ- Kimse bilemez doktorun dışında.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Onu bir tek o ilişki temin edebilir, bu çok önemli bir şey. Diyelim ki bir kişide ne bileyim başkalarının bilmek istemediği bir hastalık var. Bunu en çok nereden biliyoruz, mesela bu HIV taşıyıcıları falan var, doktordan başka kimse bilemez. İlla bu değil yani, başka herhangi bir şey için de. Şükür ki benim sıhhatim iyi de, şimdi rahat cevap vereceğim. Bir şeyim olsa belki söylemek istemezdim.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Evet, olabilir, tabii ki.

 

ZAHİDE YETİŞ- Bu hakkı söylemek için de bir vesile oldu aslında.

Peki, buyurun efendim.

 

DR. GÖNÜL KAYA- Şöyle diyelim: Sayın Bakanımız adına demeyelim de…

 

SAYIN BAKANIMIZ- Yok, söyle… Madem öyle isteniyor.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Şimdi ben soracağım vallaha, burada ben hekimim, televizyonculuk yapmıyoruz. Tansiyon sorunu mu mesela Sayın Bakanımızın?

 

DR. GÖNÜL KAYA- O zaman şöyle yapalım: İlk hemen patolojiden değil de, genel sağlıktan özgeçmişi, sağlığın özgeçmişiyle ilgili genel bir sorgulamamız var.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki, o zaman buyurun.

 

DR. GÖNÜL KAYA- Özellikle şöyle: İlk önce kişisel bilgiler alıyoruz tabii kan grubu dâhil olmak üzere. Öğrenim durumundan, işte sosyo-ekonomik durumundan bir kayıt.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Mesela kan grubunu hemen söyleyeyim, 0RH pozitif, Türk toplumunun önemli bir kısmında olduğu gibi. Burada 0RH pozitif olanlar bir elini kaldırsın.

 

ZAHİDE YETİŞ- Bayağı var.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Kan grubunu bilenler elini kaldırır mı? Herkesin bilmesi lazım.

 

ZAHİDE YETİŞ- Dün Sayın Bakanım, sağlıkla ilgili çok önemli kan grubunu konuştuk, neden A, neden B, neden 0 ya da neden RH pozitif, bunların hepsi program boyunca inanın çok güzel ve keyifle dinlediler sanıyorum ve Türkiye’nin çoğu da bunu öğrenmiş oldu, en azından bunun ne ifade ettiğini tam yeri geldi söyledik.

Peki, devam edelim lütfen.

 

DR. GÖNÜL KAYA- Daha sonra Sayın Bakanımızın özgeçmişini bir sorguluyoruz.

 

ZAHİDE YETİŞ- Neler var o sorularda?

 

DR. GÖNÜL KAYA- Öncelikle alışkanlıklar, sigara, alkol, bağımlılık, herhangi bir madde bağımlılığı var mı, onu sorguluyoruz.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Sigara da kullanmıyorum, alkol de kullanmıyorum şükürler olsun.

 

DR. GÖNÜL KAYA- Hiçbirisinin olmadığını biliyorum. Ondan sonra özgeçmişte herhangi bir geçirdiği hastalık var mı? Kronik bir hastalığı var mı; tansiyon olabilir, diyabet olabilir, herhangi bir … hastalık olabilir gibi, onu sorguluyorum. Daha sonra soy geçmişinde birtakım sıkıntı var mı? Genetik olarak bazı hastalıklar var, belki bunlardan korunmak için bir izlem programımız olabilir, genetik yatkınlığı olabilir. Mesela, şeker hastalığı genetik bir yatkınlık, hani ailede görülmesi veya bazı kanser türleri genetik yatkınlığa yine sahip.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki, ailesel faktör var mı?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Tam istediğiniz gibi karşılıklı soru olmadı değil mi? Olmaz, mahremiyeti zedeliyor. Ben söyleyeyim. Şimdi kendimle ilgili bir tek risk görüyorum, o da birazcık kilom var.

 

ZAHİDE YETİŞ- Gerçi hani buradan iyi görünüyorsunuz, ama siz o hassasiyetinizi her yerde söylüyorsunuz.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Yok, var.

 

ZAHİDE YETİŞ- Kaç kilonuz var size göre fazla?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bir şişmanlık var, obezlik, şişmanlık eşittir obezlik. Bir de, normal kilodan fazla olma var. Ben normal kilodan biraz fazlayım, şişman değilim ama.

 

ZAHİDE YETİŞ- Kaç kilosunuz?

 

SAYIN BAKANIMIZ- 81 kilo geliyorum.

 

ZAHİDE YETİŞ- Boyunuzu öğrenebilir miyim?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Boyum da 1,66. Buna göre ben kilolu grubuna giriyorum, hatta biraz daha kilo alsam şişman grubuna bile girerim. Yani, şöyle üç-dört kilo aldığım zaman şişman grubuna giriyorum. Benim açımdan risk bu.

Ve kendi ailemde sigarayla alakalı çok önemli riskler var, ben içmedim, ama ailemizin sigara içen üyelerinden ağır zarar görmeyen hiç kimse olmadı. Yani, gencecik benim amcamın oğulları biri felç geçirdi, öbürü ağır kalp krizi geçirdi, bir amcamın oğlu kalp krizi geçirdi, gencecik yaşta hayatını kaybetti.

 

ZAHİDE YETİŞ- Allah rahmet eylesin.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Amcam akciğer kanseri oldu. Rahmetli babacığım 50’li yaşlarında kalp krizi geçirdi, şimdi bütün bunlar bana şunu söylüyor: Herkese sigara zararlı ama, bazı ailelerin genetiğinde daha da zararlı oluyor, aman sigaraya yaklaşma. Zaten eskiden beri de içmiyordum.

Şişmanlık meselesi de zaten başlı başına zannediyorum bu şeyde yine şişmanlığı konuşacağız, başlı başına problem.

Bunun dışında da Allah’a şükür başka herhangi bir şeyim yok.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Ne kadar güzel.

Efendim, şimdi birazdan hakikaten şişmanlık, obezitenin ne kadar büyük bir sorun olduğunu konuşacağız ve bunun detaylarına gireceğiz ve Türkiye’nin sağlığında bu nasıl bir yer alıyor, onu konuşacağız. Sakın bizden ayrılmayın.

 

(Reklam Arası)

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim, tekrar hoş geldiniz.

Bugün gerçekten çok önemli bir program yapıyoruz. Bugün Türkiye’nin sağlığını konuşuyoruz. Aile hekimliğini sistemini konuştuk şu ana kadar. Hem vatandaşın sorularını cevapladık, hem de bütün sistemi irdeledik. Ama şimdi çok önemli başka bir konuyu konuşacağız. Bu bütün dünyadaki, özellikle gelişmiş ülkelerin ki Türkiye de bunların içinde artık, gelişmiş ülkelerde özellikle şişmanlık, obezite çok önemli bir sorun. Bütün büyük hastalıkların, kronik hastalıkların temelinde yer alıyor. Bunun için de bir vücut kitle indeksi var. Demin Sayın Bakanımıza sorduk, şimdi hesaplayacağız onun vücut kitle indeksini de.

SAYIN BAKANIMIZ- Önce seninkini hesaplasak.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki önce benimkini yapalım, tamam.

Ben 84 kiloyum, boyum 1.80. 1.8 çarpı 1.8’e bölüyoruz, hemen işlemi yapıyorum. 25.9 çıktı.

ZAHİDE YETİŞ- Sınırımızın da kaç olduğunu söylemekte fayda var galiba.

SAYIN BAKANIMIZ- Yazalım ondan sonra sınırı söyleyelim, şimdi söyleme.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Tamam. Sizinkini alayım.

SAYIN BAKANIMIZ- 81 kilo, 1.66.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- 81 bölü 1.66 çarpı 1.66. 29.3

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi gönüllü alalım mı?

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Bir de izleyici alalım.

ZAHİDE YETİŞ- Sizi alabilir miyim böyle? Ama bunu sizden yapmanızı, çünkü siz bir hekimsiniz aynı zamanda.

SAYIN BAKANIMIZ- Ama bir dakika, hanımların kendisi gönüllü mü?

ZAHİDE YETİŞ- İsteyerek geldiniz değil mi?

 

BİR VATANDAŞ- Tabi.

SAYIN BAKANIMIZ- Kilolu çıkarsanız suç bizde değil.

BİR KATILIMCI- Biliyorum kendimi kilolu olduğumu.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim kilonuzu alayım.

 

BİR VATANDAŞ- 90.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Boyunu alayım.

BİR VATANDAŞ- 1.66.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- 90 bölü 1.66 çarpı 1.66. Hemen hesaplayalım. 32.6. Evet efendim şimdi bize söyler misiniz bunu…

SAYIN BAKANIMIZ- Bir kişi daha alalım mı?

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Bir kişi daha alalım, lütfen siz seçin.

SAYIN BAKANIMIZ- Biraz daha ince birini alalım, mesela hanımefendiyi alalım.

ZAHİDE YETİŞ- Sizi alalım, peki buyurun. Ama Sayın Bakanım şimdi tamamen sizin yazmanızı rica ediyoruz biz, lütfen.

SAYIN BAKANIMIZ- Tamam ben yazayım. Yer değiştirelim.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Tabi buyurun.

SAYIN BAKANIMIZ- Kaçtı kilonuz efendim?

BİR VATANDAŞ- Kilom 50.

SAYIN BAKANIMIZ- İsminizi de alabilir miyiz?

SAYIN BAKANIMIZ- Gülşen Hanım, 50 bölü. Boyunuz?

BİR VATANDAŞ- Boyum 1.56.

SAYIN BAKANIMIZ- 1.56 çarpı 1.56.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- 20.5.

SAYIN BAKANIMIZ- 20.5.

BİR VATANDAŞ- En yüksek kilom hayatım boyunca.

SAYIN BAKANIMIZ- Güzel. Şimdi vücut kitle indeksi diye bir ölçüm var. Başka ölçümlerde kullanılıyor ama evde kendimizin yapabileceği en basiti bu. Sabah üstümüzde giysi yokken kilomuza bakmamız lazım. Baktık, kiloyu üste yazıyoruz, bölüm noktasına da boyumuzun virgüllü olarak metre cinsinden karesini alıyoruz, yani boyumuzu onunla çarpıyoruz, 1,66, 1,80, 1,75 kaçsa. Burada onları çarptık ve bunu buna bölüyoruz, alttaki çarpıma bölüyoruz ortaya bir rakam çıkıyor. Şimdi 25.9 çıktı, ikinci rakam 29.3, 32.6, 20.5. Bu 20’yle 25 arasındaysa normal kiloluyuz. Biraz yaşa göre de değişiyor ama basit olsun diye onlara girmiyorum. 20.5 normal kilo, hanımefendi normal kilolu, sizi tebrik ediyoruz.

ZAHİDE YETİŞ- Siz bilerek mi seçtiniz?

SAYIN BAKANIMIZ- Bilerek seçtim biraz tabi. Yani bizim için bu kilolu olma durumu ya da obez olma durumuyla ilgili örnek bir vatandaşımız, size teşekkür ediyoruz.

Hanımefendi 32.6 çıktı, size de teşekkür ediyoruz ama siz obez çıktınız. Bağışlayın beni yani gönüllü olduğunuz için söylüyoruz. İkimiz de sunucumuzla beraber, doktor beyle beraber biz de kilolu çıktık. Dikkat ederseniz ben de obezin sınırına gelmişim, 29.3 Mesela 2 kilo alsam, 3 kilo alsam ben de obez tarafına atlıyorum. Onun için bir obezliğim de varmış birkaç ay önce. Çünkü 3 kilo verdim. Ben aşağı yukarı 72 kiloya kadar düşmeyi kendi kafama koymuş durumdayım, daha 9 kilo vereceğim. Bunu da şöyle yapmaya çalışıyorum doğrusu: Tükettiğim kaloriyi azaltıp biraz daha egzersiz yaparak uzun sürede düşmeyi düşünüyorum. Birden bire ağır diyetlere falan gerek yok.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Rakamsal olarak 30.4’müşsünüz.

SAYIN BAKANIMIZ- Gencecik bir doktorumuz ama 25.9 o da kilolu sınıfına giriyor. 1-2 kilo verirsen normale geçeceksin.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Çok utandım şimdi birden.

ZAHİDE YETİŞ- Sayın Bakanım bizim size bir sürprizimiz var ama.

SAYIN BAKANIMIZ- Öyle mi? Nasıl bir şey o?

ZAHİDE YETİŞ- Bir kere önce çok teşekkür ediyoruz.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Sizlere çok teşekkür ederiz efendim, sizleri böyle alalım.

ZAHİDE YETİŞ- Sizi yerlerinize uğurlayalım, teşekkür ediyoruz.

SAYIN BAKANIMIZ- Merak ettim şimdi sürpriz ne diye.

ZAHİDE YETİŞ- Efendim sizin bu konudaki bir kere teşekkür ediyorum bana hiç sormadınız, hassasiyet gösterdiniz.

SAYIN BAKANIMIZ- Size sorabilirim, size sorsam da siz rahat rahat söylersiniz.

ZAHİDE YETİŞ- Rahat rahat söylerdim, boydan kurtarıyorum ben. Ama sizin bu konudaki hassasiyetinizi biliyoruz. Türkiye’yi zayıflatabilirsek, yani sağlıklı kilosuna indirebilirsek siz pek çok hastalığı halledebileceğimizi söylüyorsunuz. Biz “Doktorum” Programı olarak bunu yapmaya gayret ediyoruz ve yaptığımızı düşünüyoruz, çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Ama Doktorum Programı olarak biz sizin de müsaadeniz olursa doğru ellere teslim ederek zayıflatmak istiyoruz.

Bir hekimimizi davet ediyoruz. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetik Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Doktor Neslişah Rakıcıoğlu geliyor efendim alkışlarla.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Hoş geldiniz.

SAYIN BAKANIMIZ- Hoş geldiniz Neslişah Hanım.

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Hoş bulduk efendim.

SAYIN BAKANIMIZ- Siz mutlaka bizim bu programı hazırladığımız ekibin içine katılmışsınızdır, var mıydınız? Veya Hacettepe’den başka arkadaşlarınız vardır.

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Evet evet. Obeziteyle eylem planı mı?

SAYIN BAKANIMIZ- Evet.

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Tabi tabi. Biz bölüm olarak size katkı verdik, birlikte gerçekleştirdik.

SAYIN BAKANIMIZ- Bel çevremizi ölçecekseniz ölçtürmem.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Mezuralarla gelmiş.

ZAHİDE YETİŞ- Şimdi burada şunu vurgulamakta fayda var: Sayın Bakanımız ilk defa canlı yayında hem obezitenin ne kadar önemli bir husus olduğunu tüm Türkiye’ye söylüyor, hem de kendisi…

SAYIN BAKANIMIZ- Ben obez değilim ama bak.

ZAHİDE YETİŞ- Sınırdasınız.

SAYIN BAKANIMIZ- Sadece kiloluyum.

ZAHİDE YETİŞ- Gerçi burada hanımefendiler de çok güzel yemekler yapınca çaresiz de kalabiliyor beyler ama…

SAYIN BAKANIMIZ- Ben kendi sorunumu biliyorum.

ZAHİDE YETİŞ- Nedir efendim?

SAYIN BAKANIMIZ- Çok geç saatlere kadar çalışıyoruz ve yani evde yemek yememem lazım o zaman gece saat 11’de, 12’de eve gidiyorum çoğu kez. Bu sefer de büyük bir eksiklik hissediyor insan. Yani o zaman evinizde yemek yemeyeceksiniz. Gündüz zaten gidemediğimize göre.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Tabi işten geç geliyorsunuz ama…

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Kaç öğün yiyorsunuz?

SAYIN BAKANIMIZ- Aşağı yukarı günde 5 öğün yiyorum, ara öğünler de sebze yiyorum yalnız.

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Peki ana öğünlerinizi atlıyor musunuz?

SAYIN BAKANIMIZ- Öğle öğünün maalesef atlıyorum. Kötü alışkanlıklar ben biliyorum. Ama bizim durumumuz başkalarına benzemiyor. Hani bazen ne diyorlar ona, pankreas güreşi yaptıranlara diyorlar ki bunu sakın evinizde denemeyin. Bizim yaşantımızı kimse denemesin yani, farklı bir yaşantı içindeyiz. Sabah saat 9’da başlıyoruz, gece saat 11’e, 12’ye kadar çalışıyoruz.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Bitmeyen toplantılar.

SAYIN BAKANIMIZ- Mecburuz buna biraz da. Ama normal yaşantı içinde bunlar şimdi diyetisyenimizin, Hocamızın söyleyeceği şeyleri herkes gerçekleştirir. Benim mesela egzersiz programım var, ama riayet edemiyorum yani zaman açısından, zaman ayırmaya fırsat bulamıyorum. Toplumda yüzde 95 kişinin buna zamanı var. Ben belki biraz kendimi maruz görebilirim azıcık, azıcık o da. Çünkü insan bana göre Hocam daha iyi bilir o anlatsın artık.

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- İşte bunun davranışa yansımış olması gerekiyor, davranış değişikliği gerekiyor ve her koşulda mutlaka fiziksel aktiviteye, hani diyete uymak gerekiyor, sağlıklı beslenmek gerekiyor ve fiziksel aktiviteye zaman ayırmak gerekiyor.
 

SAYIN BAKANIMIZ- Kuşkusuz.

ZAHİDE YETİŞ- Hocam bize rahmetli babasını dahi anlattı, yani gerçekten bizim yüreğimizde açmış olduğunuz bu programda uzun ömürler Allah versin size, herkeslere ama…

SAYIN BAKANIMIZ- Herkese hayırlı ömürler versin.

ZAHİDE YETİŞ- İnşallah, hayırlı ölüm de nasip etsin ama sizin spora da merakınızı biliyoruz. Şimdi basketbol görüyorum ben ekranda, bu arada çok sportif de görünüyorsunuz Sayın Bakanım. Kaç kilo verdiniz…

SAYIN BAKANIMIZ- O kadar da değil, bu kadar sportif yani, bu vücutla ne kadar sportif görünürse…

ZAHİDE YETİŞ- Fakat gayet buradan başarılı görünüyor. Şimdi bu kısım biraz tehlikeli kısma geldik. Fakat sabah biz Bakanımızla beraber kahvaltı yaptık. Kahvaltıda neler yediğini hesapladı ve öyle yedi. Bu konuda çok hassasiyetleri var. Bu arada gayet iyi görünüyorsunuz ben onu itiraf edeyim siz öyle deseniz bile.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi belki benim birazcık şansım da şurada: Geçmişte çok spor yaptığım için kas kitlem biraz daha fazla, Hocamız onu da bilir.

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- O önemli, evet.

SAYIN BAKANIMIZ- O açıdan biraz avantajlıyım yani.

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Beden kütle indeksi, vücut kütle indeksi normal olabilir ama vücutta kas dokusu, yağ dokusu var bunların oranları önemli. Hanı bazı kas sizin bahsettiğiniz gibi kas dokusu diyelim daha fazla olabilir. Bizim istemediğimiz yağ dokusunun daha fazla olmaması, o zaten şişmanlığın bir parametresi.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki efendim şimdi biz yine şöyle Bakanımız size geldiğinde, mesela geldi, siz baktınız kilosunu da şimdi biliyorsunuz, nasıl beslenme önerirsiniz? Bir de onun kendi beslenmesiyle, mesela kendi hatasını söyledi, öğlen yiyemiyorum, öğün atlıyorum, bir de gece tabi bir aile toplantısı olması, yani sonuçta bir aileyi görmek için insan masaya oturuyor beraber. Olmaması gereken bir öğünü de ekstra yiyorum dedi. Bunlarla ilgili ne yapabilir acaba?

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Önce benim Sayın Bakanımızın beslenme örüntüsünün nasıl olduğunu bilmem gerekir ve bir gün hafta sonuna gelecek şekilde bir besin tüketim sorgulayarak besin tüketim kaydı almam gerekir. Biz bu kayıtlarla enerjiden tutun proteine ve diğer besin öğelerine kadar bütün besin öğelerinin hesaplamasını yapabiliyoruz. Beslenme alışkanlıkları nasıldır, tüketmiş olduğu besinler nelerdir bunları öğrenmek isterim. Sağlıklı beslenmede mesela biz her tür her gruptan besini et grubu, süt grubu, sebze meyve grubu, tahıl grubu hepsini bir arada tüketmeyi öneriyoruz. Zayıflama diyetlerinde dahi mutlaka bu grup yer alıyor. Yani tek başına tek tip bir zayıflama diyeti değil. İşte elma diyeti, o diyet bu diyet bu farklı diyetler değil.

SAYIN BAKANIMIZ- Hocam ben bir şey sorabilir miyim?

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Buyurun.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi toplumda bu son yaptığımız araştırmada mutlaka sizin de haberiniz var, toplumun 3’te 1’i kilolu.

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Fazla kilolu.

SAYIN BAKANIMIZ- Normal kilosundan fazla benim durumumda. 3’te 1’i normal, daha doğrusu normalden başlayalım, 3’te 1’i normal, 3’te 1’i kilolu kabaca, 3’te 1’i de obez, böyle bir toplumdayız. Gerçekten vatandaşımızda farkındalığı çok artırdık. Onlar da hep sizin bölümünüz gibi bölümleri ve diyetisyenlere gidip müracaat ettiler. Sayı itibariyle biraz işin içinden çıkmamız bile zorlaşabilir, doğru mu?

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Doğru.

SAYIN BAKANIMIZ- Çünkü çok insan bu sorunu yaşıyor Türkiye’de. O zaman şöyle de bir şey söyleyebilir miyiz: Bu yardımı alanlar aslında bu çok güzel bir şey, en doğrusu bu. Ama bir defa doymadan, tıka basa yemeden kalkalım sofradan, acıkmadan da şu sofraya oturmayalım değil mi? Bu kadarı bile ben hani Bakan olarak bütün toplumu düşünerek konuşuyorum. Toplumsal açıdan bize herhalde çok şey katacaktır. Ondan sonra detayları da sizin bildiğiniz şekilde vatandaşlara anlatmamız lazım. Ama yani burada işte kardeşlerimiz var, daha çok hanımefendiler var. Yani ne olur biz evlerimizde artık şu pasta börek ikramından vazgeçsek, değil mi? Bir salgın yani.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Zorlamaktan vazgeçsek.

SAYIN BAKANIMIZ- Zorlamak da değil sadece. Yani ikram edeceğimiz zaman pasta börek yerine salata karışımı ikram etsek, mümkün mü bu? Ben bir şey söyleyeyim daha hesaplı olur, zamanımızdan kazanırız yani.

ZAHİDE YETİŞ- Sayın Bakanım biz aslında Doktorum Programı olarak sizin iş birliğinizle çok güzel projelere imza atmak istiyoruz. Biz de Program olarak obeziteyle ilgili hassasiyetimizi her daim söylüyoruz. Ben şöyle bir şey hayal ediyorum: Biz bir yere başladık ve bir beraber ortak çalışma yaptık, aylar sonra hep beraber ziyarete gittik. Hanımefendiler gelip size fotoğraflarını gösteriyorlar, bakın Sayın Bakanım siz o gün programda böyle söylemiştiniz, ben beraber açtığınız merkeze gittim, ulaştım, Doktorum Programından gelip benim takibimi de yaptılar. Şu anda 10 kilo verdim, çok zayıfladım, iyi ki o gün programı izlemişim, iyi ki siz böyle bir şey yapmışsınız. Bu hayalimizin gerçeğe dönüşmesini çok hayal ediyoruz.

SAYIN BAKANIMIZ- İnşallah. Bir de pratik bir şey yapalım mı müsaade eder misiniz?

ZAHİDE YETİŞ- Lütfen tabii ki, çok mutlu oluruz.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi şuradaki hanımefendilerden topluma önderlik ve öncülük yapma adına bir söz alalım. Bir araya geliyorsunuz birbirinize ikramlarda bulunuyorsunuz. Bu ikramlarda pastayı, böreği kaldıralım, yapar mısınız? Burası öncülük yapsın bu işe.

ZAHİDE YETİŞ- Kim diyor pastasız böreksiz, siz mi? Bir kalkın ayağa lütfen.

BİR VATANDAŞ- Toplumda yani bir oturmaya giderken mutlaka yapılır yani mutlaka.

SAYIN BAKANIMIZ- Hayır ikram edelim, ikram edeceğiz.

BİR VATANDAŞ- Ama pasta börek yani, hamur işi.

SAYIN BAKANIMIZ- Hamur işi ikram etmeyelim, bakın şimdi başka bir şey tavsiye edecek.

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Mesela salataların sayısını artırabilirsiniz, illa da ikram etmek istiyorsanız tatlı bir şeyler daha light, yani daha az kalorili olacak şekilde şeker ve yağını azaltarak, mesela kekse hani sade kek, çünkü herkes toplumda diyette değil, herkes şişman değil ama hani koruyucu anlamda belki enerji içeriklerini daha düşürerek…

SAYIN BAKANIMIZ- O zaman tadı biraz bozulmaz mı?

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Yok, onu düzgün bir şekilde yaparsanız tarifeyi bozulmayacaktır. Sade, yağsız kekler var mesela.

BİR VATANDAŞ- Mesela hangi salatayı yapalım?

ZAHİDE YETİŞ- İşte buyurun. Sayın Bakanım nasıl salatamız? Şöyle gösterelim izleyicilerimize de.

SAYIN BAKANIMIZ- Nefis.

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Şimdi Sayın Bakanım şöyle bir şey var: Şimdi hanımefendiler bunu çıkartabilecekler ki yani hiçbir şey mi bilmiyor…

BİR VATANDAŞ- Çayın yanında o gitmez, nasıl içilecek çay?

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Bir dakika o zaman hemen uzmanından dinleyelim.

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Şöyle bir şey olabilir: Bizim ülkemizde toplum olarak sabah kahvaltısı yapma alışkanlığımız var değil mi? Çayın yanında ne gidebilir bir peynir salatanın yanında peynir olabilir, bir parça epekli ekmeğiniz olabilir. Hani sonuçta misafirlerinize ikramda da bulunmuş olursunuz ve sağlıklı bir şeyler ikram etmiş olursunuz diye düşünüyorum.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Efendim ben burada şimdi bu kadar programdan sonra müsaadeniz olursa sizin yanınızda söylüyorum ama bakın sağlıklı beslenmek bir ömür boyu yapılacak iş. Yani siz şimdi ben bir 10 kilo vereyim kurtulayım, hayır öyle bir şey yok. Yaşam biçimi olması lazım, bir sağlıklı beslenme yaşam biçimi… Onun için de Sayın Bakanımızın söylediği gibi eğer siz bugün kilo veriyorum rejimdeyim bugün almayayım ama yarın ben o hamur işlerini yiyeyim derseniz ömür boyu bu mücadele sürer.

SAYIN BAKANIMIZ- Bakın biz evimizde ne yapıyoruz, bir de davetlerde. Biliyorsunuz bizim çok resmi protokol davetlerimiz oluyor. Şimdi ben çocukluğumda şöyle bir şey öğrendim, bizim kültürümüzde bu var: Tabakta yemek bırakılmaz.

ZAHİDE YETİŞ- Arkandan ağlar derler.

SAYIN BAKANIMIZ- Artan olmaz. Şimdi hep de böyle yemeye de alışmışız, ama ben baktım ki bu kiloya yol açıyor. Bir de eşimle beraber sofraya oturduğum zaman şunu fark ettim: Benim yemek hızım onun yemek yeme hızının birkaç katı. Şimdi beraber oturuyoruz, demin söylediğimiz sebepten dolayı, o küçük tabakta ufacık bir şeyi yiyinceye kadar ben onu bitiriyorum, ikinci tabağı alıyorum yani kendimi kontrol etmezsem. Sonradan şuna karar verdik, dedik ki: Doğru, tabakta bırakmamak lazım. Kötü bir şey, israf oluyor. Ama tabakta kalanı dökmek, onu mideme doldurmaktan daha iyidir yani, en kötü kap mide oluyor bu sefer. Mideme doldurdukça bana zarar veriyor. O zaman bunun en kestirmesi tabağa az koyup israf etmemek.

ZAHİDE YETİŞ- Tabağı küçültsek?

SAYIN BAKANIMIZ- Tabağı küçültmek, öğünleri küçültmek, porsiyonları küçültmek. Biz sizi ikna edeceğiz bu salata işinde, başka çareniz yok.

BİR VATANDAŞ- Mal telef olacağına can telef olsun deniliyor yani.

ZAHİDE YETİŞ- Allah Allah niye böyle sözleri mal telef olacağına can telef, can daha önemli.

SAYIN BAKANIMIZ- İşte bunları beraber değiştireceğiz demektir.

ZAHİDE YETİŞ- Ben bu salatayı size bırakacağım, reklam arasında bunu tüketeceksiniz ben de göreceğim. Nasıl doyurucu ve ne kadar da sağlıklı ve arkadaşlarımız ne kadar özenmiş hazırlamış.

 

BİR VATANDAŞ- Çok güzel.

ZAHİDE YETİŞ- Ama günde olmaz diyorsunuz. Eğer günde böyle yemeye devam edersek bizim programda daha bize çok konuk olacak demektir, konuşacak ne yazık ki. Ama biz sizin sağlığınızı düşünüyoruz. Bakın Recep Bey yani doktor kimliğiyle konuşuyor ve sizin sağlığınızı düşünerek söylüyor.

SAYIN BAKANIMIZ- Bir dakika, ben birkaç öncü de olsa istiyorum. Buradaki topluluktan evet ben bundan sonraki günlerimde, gün diyoruz değil mi? Bu hamur işlerini kaldırıyorum ya da çok çok azaltıyorum buna burada karar veriyorum, size yardımcı olacağım, topluma öncülük yapacağım diyen var mı?

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Evet diyenler bir el kaldırsın.

SAYIN BAKANIMIZ- Bunu bir ekip yapmanız lazım.

ZAHİDE YETİŞ- Şimdi siz ben bu işe varım artık salata yiyeceğim, günlerde börek çörekten vazgeçtim diyor musunuz?

 

BİR VATANDAŞ- Bundan sonra börek çörek yok, yani karar verdim.

SAYIN BAKANIMIZ- Helal olsun.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Bravo.

ZAHİDE YETİŞ- Peki teşekkür ediyoruz hassasiyetinize.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Armağan olarak tabağımız kalabilir sizde.

Gerçekten bu çok çok çok önemli bir konu. Biz burada bu bilinçlendirmeyi yapıyoruz ve Sayın Bakanımızın isteği üzerine biz buradaki ekibi de razı edeceğiz. Yarısı evet dedi, öbür yarısını da ikna etmek bize düşüyor Zahide değil mi?

ZAHİDE YETİŞ- Kesinlikle öyle. Ama güzel olmak, iyi görünmek, genç kalmak, torunu, çoluğu çocuğu daha uzun süreli ve sağlıklı sevmek, parkta, bahçede onunla koşturabilmek herkesin hayali.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Aslında hakikaten ödediğimiz bedelin farkında değiliz.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi ömrü veren Allah, ama bir de sağlıklı yaşamak var, öyle değil mi? Neden hareketsiz kalayım, kilo olsun, bir müddet sonra sağlığımız bozuluyor. Diyabet oluyoruz, kalp hastalığı geliyor, akciğerlerle ilgili çok şişmanlarsak bu sefer tıknefes hale geliyor, nefes veremez hale geliyoruz, gencecik yaşlarda dizimize, kalçamıza protez takılması gerekiyor, değer mi yani? Bir tek şişmanlıyoruz diye hareketsiz kalacağız gerçekten değmez. Türk toplumunda çok önemli işler başardık biz sağlımız adına. Bakın bugün kızamıktan çocuklar kırılmıyor, Türkiye’de kızamık yok bitti.

ZAHİDE YETİŞ- Şükürler olsun.

SAYIN BAKANIMIZ- Yani bugün İngiltere’de, Almanya’da kızamık var ama, Türkiye’de yok, niye? Çocuklarımızın yüzde 97’sini aşıladık, düzenli aşılıyoruz. Sıtma bitti, tifo bitti Türkiye’de, bunları bitirdik. Verem son derece geriledi, iyi bir kontrol altında. Ama şimdi yeni bir salgın var; obezite salgını, şişmanlık salgını. Bu da bizim hayatımızı ve geleceğimizi karartacak bir salgın, buna karşı el birliğiyle mücadele edeceğiz, yapmamız lazım.

ZAHİDE YETİŞ- Biz sizden iyi haberler bekliyoruz ve biz de izleyicilerimize iyi haberler vermek istiyoruz. Ortak, beraberce mücadele etmek istiyoruz Sağlık Bakanlığı ve Doktorum Programı olarak. Her türlü bilgi alışverişini de sizlere haberdar edeceğiz, yapılan bütün çalışmalardan haberdar olacaksınız. Diliyorum bir gün o hayal ettiğimizi şimdi yayında söylemiştik deyip izleme fırsatı ve oradan canlı yayın yapma fırsatı buluruz.

SAYIN BAKANIMIZ- Bunu sigara için başaramadık mı? Başardık. Bakın Türk toplumu Türk gibi sigara içmek diye bir tabir vardı. Bugün bir marka konferansı yapıldı İstanbul’da, ben oraya da katılacağım. Orada oturumlardan biri Türk gibi sigara içme markasının tarihe gömülüşü. O markayı yıktık biz, çok zor bir şeydi. Ben kabul ediyorum, kendimden biliyorum sigara içmedim ama yemeyi seviyorum doğrusu. Kendi halime bıraksam çok kötü olurdu. Bu da bir alışkan, bu da kötü bir alışkanlık. Ama sigara gibi bir alışkanlığa karşı biz çok başarılı olduysak buna karşı niye başarılı olmayalım? El birliği edeceğiz hep beraber bunu yapacağız.

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Ben bu yapılanlardan haberdar olmak adına izin verirseniz bir katkıda bulunmak istiyorum. Bizim bölümümüzün Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarmış olduğu Türkiye için geliştirilmiş bir beslenme rehberi var. Burada genelde genel toplum için beslenme önerileri var.

ZAHİDE YETİŞ- Nasıl ulaşacağız buraya?

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Sağlık Bakanlığının internet sayfasından ya da bizim beslenme ve diyetetik bölümünün, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünün yönlendirmesi var. Tam metin olarak kitapçığı Sağlık Bakanlığının sayfasından ulaşmak mümkün. Yine bir sürü beslenme bilgi serisi var, farklı yaş gruplarının gebe, emzikliden tutun da yaşlıya kadar bunların beslenmeleri konusunda bilgi serisi var. Yine onlara bu internet sayfasından ulaşabilirsiniz. Ayrıca hani siz de biraz önce ifade ettiniz, 3’te 1’i fazla kilolu ve 3’te 1’i obez, o fazla kilolular da önlem alınmazsa obeze doğru gidecekleri için durum önemli.

SAYIN BAKANIMIZ- Bak şimdi halk arasında gargaraya getirme derler ya, ölçtürmeyeceğim ben.

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Yok yok, ben bunları yapmayacağım. Size teslim ettim.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Ben alıyorum. Size çok çok teşekkür ediyoruz verdiğiniz bilgiler için gerçekten. Biz bu sağlık rehberinin de peşine düşeceğiz, Doktor Programı olarak buradan da bunu işleyeceğiz mutlaka.

SAYIN BAKANIMIZ- Ama bu bel çevremiz de önemli yani, Hocam onun için getirmiş.

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Evet. Erkeklerde 102 santimin üstünde olması, bayanlarda da 88 santimin üstünde olması abdominal yağlanmayı gösteriyor ki bu da işte kalp damar hastalığı, şeker hastalığı gibi birçok hastalığa sebep olabiliyor.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Çok teşekkür ederiz efendim, sizi böyle alalım.

ZAHİDE YETİŞ- Çok teşekkür ediyoruz efendim, sağ olunuz.

 

PROF.DR. NESLİŞAH RAKICIOĞLU- Rica ediyorum.

ZAHİDE YETİŞ- Efendim, telefonumuz var. Bir telefonumuz var. Hasan Serdal Bey bizi bekliyor.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- İstanbul’dan Hasan Bey, günaydın.

 

HASAN SERDAL EKER- Günaydın efendim.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Nasılsınız Hasan Bey?

 

HASAN SERDAL EKER- Teşekkür ederim efendim, sağ olun.

Benim Sayın Bakanıma bir sorum olacaktı. Ben 8. ayda Bodrum’da kalp krizi geçirdim, bunun neticesinde Akyarlar Sağlık Ocağına gittim, orada ilk müdahalem yapıldı. Ondan sonra da devlet hastanesine sevkim yapıldı. Devlet hastanesinde 4. aydan beri kardiyoluğun olmadığından dolayı oradan beni 170 kilometre ilerideki Muğla Hastanesine yönlendirmek istediler. Fakat kalp krizi geçirdiğim için, aort damarım tıkalı olduğundan özel hastaneye yönlendirildim. Özel hastanede benden ücret alındı. 2 gün yoğun bakımda kaldım, 5 gün de normal serviste yattım. Bunun neticesinde benden ücret alındı. Acaba böyle bir uygulama varsa demin Bakanımın söylediği gibi benden bu ücreti niye aldılar? Bu ücret alındığında özel hastanelerin anlaşmalı veya anlaşmasız olduğunun bir farkı var mı? Bunu öğrenmek istiyorum.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Soralım efendim.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi bu soru için teşekkür ediyorum Hasan Bey. Biraz önce de ifade ettik. Siz bu bahsettiğiniz hastaneye acil olarak götürüldünüz öyle değil mi?

 

HASAN SERDAL EKER- Evet efendim.

SAYIN BAKANIMIZ- O sırada kalp krizi geçiriyordunuz. Sizden 5 kuruş alamazlar, bu tamamen hukuksuz bir şey olmuş. Hem paranızı geri alırsınız, hem de bunun için biz gerekeni yaparız. Bu parayı oraya ödediğiniz bir makbuzunuz falan var mı?

 

HASAN SERDAL EKER- Tabi, ben faturalarımla birlikte sizin kurumunuza bildirdim.

SAYIN BAKANIMIZ- Nereye bildirdiniz?

 

HASAN SERDAL EKER- İstanbul’daki sağlık…

SAYIN BAKANIMIZ- Tamam ben şöyle yapacağım: Sizinle arkadaşlarımız irtibat kuracaklar, hem bu paranızı geri alırsınız, hem de o kurum için bu para alındığından dolayı ne yapılacaksa o yapılır. Mesela en basitinden şunu söyleyeyim: Sosyal Güvenlik Kurumu bu kurumlarla genelde anlaşmalıdır, Bodrum’dakiyle muhtemelen anlaşmalıdır. Bunun için ceza uygulamaları var. Ayrıca bizim de Sağlık Bakanlığı olarak bu kabil uygulamalara karşı uyarılarımız var, devamında da daha kesin yaptırımlarımız var. Gerçekten ben bu sorulardan mutlu ediyorum. Çünkü sizden alınan para tamamen haksız, hukuksuz bir para. Kendi hakkımıza sahip çıkalım, siz de sahip çıktınız. Böylece bu tür vatandaşlarımızı bir kere daha uyarmış olduk. Teşekkür ediyorum size.

ZAHİDE YETİŞ- Merakımdan soruyorum efendim, ne kadar bir ücret ödediniz hastaneye?

 

HASAN SERDAL EKER- 12 bin lira ödedim efendim.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi bakın bunu da neden yapıyoruz? Türkiye’de doktor sayısı yetersiz. Beyefendi çok doğru söyledi, bu kardiyolog belli bir sayıda. Bunların önemli bir bölümü de özel sektörde çalışıyor. Peki, bunun da devlet önünü açmış, zaten zamanından beri de çalışıyorlar. Bu işle ilgili kanunlar diyor ki evet, özel sektörde çalışabilir, para kazanabilir, özel sektörde para kazanabilir. Ama ortada acil, hayati bir durum varsa artık orada para kazanmak olamaz. Çünkü sonuçta Türkiye’nin insan kaynağıdır bu. Türkiye’de hastanecilik yapmanın şartı şudur: Acil hastalar ve yoğun bakım tedavisi gerektiren hastalardan bir para alınmaz, ilave bir para alınmaz. Bunları Sosyal Güvenlik Kurumu öder. Yoksul ve sosyal güvencesi yoksa da usulüne uygun olarak belediye ya da sosyal yardımlaşma tarafından parası ödenir. Para ödeniyor, nereye? Hastaneye. Kim tarafından? Devlet tarafından. O zaman vatandaştan 12 bin lira almak da ne oluyormuş? Biz böyle bir şeye asla müsamaha etmiyoruz, bundan sonra da etmeyeceğiz. Ama sizler de hakkınızı arayacaksınız.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki çok teşekkür ediyoruz efendim bizi aradığınız için. Böylece gerçekten önemli bir hukuksuzluk da ortaya çıkmış oldu. Ve Sağlık Bakanlığı bu konudaki kesin kararını da Sayın Bakanımız söyledi. Acil durumlarda kesinlikle ücret alınması söz konusu değil. Çok teşekkür ederiz.

Şimdi Zahideciğim şunu ben göstermek istiyorum müsaade edersen.

ZAHİDE YETİŞ- Lütfen, ne kadar güzel bir görüntü.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Bunu da Sayın Bakanımız getirdi. 23 Nisan 1934 töreni. Çocukların ellerinde pankartlar var sağlıkla ilgili. Mesela anne ihtimamı istiyoruz diyor, hava ve güneş istiyoruz, mütehassıs ebeler istiyoruz diyor ama şurada çok önemli bir pankart var, aile doktoru istiyoruz diyor. 1934 yılında aile doktoru istiyoruz diyorlar. Demek ki bu kavram aslında bizde bu kadar zamandır var, ama işler hale gelmesi demek ki bu zamanlara kısmetmiş.

Şimdi efendim iki tane de aile hekimimiz var.

ZAHİDE YETİŞ- Aile hekimliği uzmanı ihtisas yaparak aile hekimi olmuş kendisi, yani 3 yıl okumuş Doktor İlker Böler geliyor efendim ve aile hekimi Doktor Çiler Öncel geliyor.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Hoş geldiniz.

ZAHİDE YETİŞ- Hoş geldiniz efendim, hoş geldiniz.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Hoş geldiniz.

SAYIN BAKANIMIZ- Doktor Bey hoş geldin.

 

DR. ÇİLER ÖNCEL- Sayın Bakanım merhaba.

SAYIN BAKANIMIZ- Siz de hoş geldiniz.

DR. ÇİLER ÖNCEL- Hoş bulduk.

ZAHİDE YETİŞ- Buyurun efendim. Şimdi biz hep burada doktor kimlikleriyle davet ediyoruz doktorlarımızı, o kadar alışmışız ki şimdi aile hekimi olarak davet ediyoruz ne kadar keyifli aslında.

Peki, siz 3 sene okudunuz. Siz ne kadar bir süre eğitim gördünüz aile hekimliği için?

 

DR. İLKER BÖLER- 6 artı 3. Yani sadece 3 sene değil de…

SAYIN BAKANIMIZ- Hayır yok ihtisas yani genel olarak. Yani pratisyen hekimlerimiz 6 sene okuyup diploma alıyorlar, aile hekimi uzmanlarımız onun üzerine 3 sene daha ihtisas yapıyorlar.

ZAHİDE YETİŞ-  Bu çok sorulan bir soru olduğu için Bakanım, sormak istiyorum. Sizin 6 sene artı…

 

DR. ÇİLER ÖNCEL- Yok, 6 sene pratisyen hekim olarak mezun oldum. Uzmanlığımı yapmadım. Aile hekimi uzmanı değilim, aile hekimiyim.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Ama aile hekimi eğitimi mi aldınız? Yani bu sürece geçerken bir eğitim aldınız mı?

 

DR. ÇİLER ÖNCEL- Bir tabii ki adaptasyon eğitimimiz oldu. Ama zaten hani 18 yıldır yurdumuzun dört bir köşesinde aile hekimi olarak çalışıyordum. Yani pratisyen hekimim, ama aynı zamanda ailelerin hekimiyim. Yani ben bu hizmeti zaten veriyordum. Ama arkadaşlarınız çok güzel uzmanlıklarını da aldılar. Bir geçiş dönemindeyiz, zor bir dönem, birbirimize destek olarak bu geçişi tamamlayacağız diye düşünüyorum.

ZAHİDE YETİŞ- Bu soruları özellikle soruyorum size. Çünkü halktan bize gelen sorulardır, özellikle dışarı gidip röportaj yaptığımda bu sorularla karşılaştım. Özellikle sormamın sebebi de budur. Bir geçiş dönemi, Sayın Bakanımız da zaten bunu ifade ettiler, buyurdular.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi şöyle: Bu çok konuşuluyor, hatta muhalif olanlar da bunu çok kullanıyorlar. Biz aile hekimliğine geçmediğimizi varsayalım, geçmedik. Şu anda aile hekimi olarak görev yapan arkadaşlarımızın, pratisyen arkadaşlarımızın, işte burada iki değerli doktorumuz var. Bu iki arkadaşımızın geçmişte yaptığı iş neydi? Onlar bu koruyucu hizmetleri yapmaya çalışıyorlardı, hastalarına reçete yazıyorlardı, tedavi veriyorlardı. Sağlık ocağı hekimi olarak da bugün aile hekimliğinde yaptıkları işleri zaten yapıyorlardı. Üstüne üstlük bir de gidip çevre sağlığı teknisyeni gibi çalışmak zorundaydılar. Ne bileyim işte gıda işinde çalışmak zorundaydılar falan. Biz bir uyum eğitimi dediğimiz şey, aslında sistemle ilgili bir 10 günlük bir eğitimdir.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Tıbbi bir eğitim değil yani?

SAYIN BAKANIMIZ- Tıbbi eğitim değil. Zaten bu arkadaşlarımız 6 sene tıbbi eğitim aldılar. Düşüncemiz de şudur: Süreç içerisinde 2023’e kadar, önümüze bir hedef de koyuyoruz. Bir taraftan mevcut pratisyen hekimlerimizi hizmet içinde eğiterek aile hekimi uzmanı yapacağız. Onlar şimdi aile hekimi, ama uzman aile hekimi değil. Arkadaşımızın farklılığı o uzman aile hekimi, diğer arkadaşlarımız da aile hekimi. Nasıl olacak bu iş? Bu hususta Avrupa Birliği’nin aile hekimleriyle ilgili Avrupa Birliği’nde veya Avrupa ülkelerinde bir birlik var. O birliğin de tavsiyeler doğrultusunda 6 yıllık bir kısmi süreli eğitim yaptıracağız. Bu arada zaten onlar hekimliklerini yapıyorlar, o 6 yılın sonunda da uzman konumuna geçmiş olacaklar. Öbür taraftan da yeni doktorlarımız açısından, aile hekimliği uzmanlığı açısından, asistanlık sayılarını, öğrenci sayılarını artıracağız. Bundan sonra gelenler de artık aile hekimi uzmanı olarak artık görevlerine devam edecekler. Ama zaten arkadaşımız çok güzel söyledi. 17 senedir o sahada hastalarına koruyucu sağlık verdi, gebelere baktı, bebelere baktı, efendim onlara ilaç yazdı, tedavi verdi,  zatürreesini tedavi etti, boğaz enfeksiyonunu tedavi etti. Şimdi de yapacağı iş onlardır. İdeal olanı, o 6’nın üstüne en az 2 olmak üzere, Türkiye’de 3 yıl biz bunu yapıyoruz, bu eğitimi vermektir. Ama bütün aile hekimi uzmanlarının sayısı Türkiye’de biz geldiğimizde kaç kişiydi siz bilirsiniz belki? 800 kişiydi sanırım.

 

DR. İLKER BÖLER- O kadardı evet.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi sayı 2000’lere yaklaştı.

 

DR. İLKER BÖLER- Yaklaştı.

SAYIN BAKANIMIZ- Bu sayıyı süratle artıracağız yani. Aile hekimi olan arkadaşlarımızın yüzde 10’u şu anda uzman aile hekimi, ama süre içerisinde bu 20’ye, 30’a, 40’a, 50’ye çıkarak gidecek.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Aslında efendim siz birtakım görevleri alarak yüklerini hafifletmiş ve tedaviyi halka yönelik olan ilgilerin artmasına zaman ayırmış olacaklar öyle değil mi bu sistem?

SAYIN BAKANIMIZ- Son derece doğru.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki biz sizden de hemen söylemek istediğiniz birer şey varsa onları da alalım.

 

DR. İLKER BÖLER- Biz tabi aile hekimliğine geçeli İstanbul olarak bayram süresini de çıkarsak 1,5 ay oldu. Tabi bunun halka yansıyan kısmı var, bizim kendi aramızda olan bazı değerlendirmelerimiz var.

ZAHİDE YETİŞ- Sayın Bakana bir sorunuz varsa, burada direkt sorabilirsiniz.

 

DR. İLKER BÖLER- Sayın Bakana…

SAYIN BAKANIMIZ- Yorumlarını yapsın önce.

 

DR. İLKER BÖLER- Şimdi aile hekimliği sistemi güzel bir sistem. Zaten ben de bu sisteme inandığım için aile hekimi uzmanı oldum. Ama İstanbul Türkiye gibi değil. Tabii ki buranın sorunu da, her şeyi de çok farklı. Belirli bir geçiş dönemimiz olacak, bu arada problemlerimiz olacak, bunların bir kısmı yansıyacak, yansımayacak ama, biz bunu çözebiliriz, öyle olacağını da düşünüyorum. Tabi bunu Bakanımızla yakın ilişkili olarak çözebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü sahayı biz çok iyi tanımaya başladık ve halk bizi tanımaya başladı. Örneğin şimdi insan geldi mi biraz heyecanlanıyor ama gelmeden önce pek çok şey geçirdim kafamdan. Hani halka bazı mesajlar da vermek istiyoruz, gelin bizimle tanışın, aile hekiminizi tanıyın diye. Bu süre içinde, birkaç ay içinde her ne kadar aksaklık varsa, hepsi büyük ihtimalle çözülecektir. Biz de kendi aramızda çok iyi iletişiyoruz. Aile hekimleri bu teknolojiyi çok iyi kullanıyoruz, büyük bir mail grubumuz var. Özellikle İstanbul olarak çok organize gidiyoruz, bir dernek kurduk. Hatta benim isteyeceğim Bakanımızdan bir randevudur. Kendisi bizi önümüzdeki günlerde Ankara’ya çağırırsa, randevu verirse çok seviniriz dernek olarak.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdiden verelim bu randevuyu, vermiş olalım.

 

DR. İLKER BÖLER- Çok seviniriz.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki efendim çok özür dilerim. Çünkü süremiz çok daraldı ama sorular geliyor. Şimdi siz demin ifade ettiniz. Bu aile hekimlerinin çalıştığı yerdeki yapılan tahliller de ücretsiz dedik, değil mi?

SAYIN BAKANIMIZ- Evet.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki bunlar neyse sınırlı? Çünkü şimdi bana yönetmenim söylüyor mesela MR’lar da ücretsiz falan, tabi bunlar sizin çalışma alanınızda bulunmuyorlar, ben onu hekim olarak biliyorum. Ama burada size de soralım. Mesela neler yapılabiliyor sizin çalıştığınız yerde tahlil olarak?

 

DR. ÇİLER ÖNCEL- Şimdi aile sağlığı merkezine geldiğinde hastamız, eğer hani uygun görürse doktor arkadaşı, artık arkadaş diyorum yani, ilişkilerimiz o vaziyete geldi. Karaciğer fonksiyon testlerini, böbrek fonksiyon testlerini, açlık kan şekerini, 3 aylık şekerini, hemogramını, kan tablosunu hepsini yapabiliyoruz. Gebelik testini, idrar tahlilini, … profilini görebiliyoruz, EKG’sini çekebiliyoruz. Birinci basamakta zaten hani bize gerekli olanlar da bunlar.

ZAHİDE YETİŞ- Ve bunlardan hiçbir ücret alınmıyor.

 

DR. ÇİLER ÖNCEL- Tabi hiçbir ücret alınmıyor bunlardan. Hastalarımız çok memnun, biz de çok memnunuz. Çünkü hani pek çok şeyi yakalayabiliyoruz. Yani bu inanılmaz hani senelerce tiroit problemi varmış, farkında değil, bütün şikâyetleri ondan. Tabi tiroit tahlillerini de yapabiliyoruz onu söylemeyi unuttum. Ama yakalanabiliyor yani, bunları biz yapabiliyoruz. O yüzden kişilerin aile hekimleriyle temas kurmaları bizim için çok önemli.

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Peki şunu diyebilir miyiz efendim: Yani siz de şimdi çalışma ortamı olarak şöyle bir şeye kavuştunuz, karşınızda hastanız geliyor, gönül rahatlığıyla şunları şunları şunları yapalım diyorsunuz. Para konusu yok, ücret konusu yok, çünkü hepimizin hekim olarak yıllardır çektiği sıkıntı bu. Yani bir şey söylüyorsunuz işte o ne kadar, bu ne kadar, şunu yaptırayım, bunu yaptırtmayım demekten kurtulduk değil mi? Bütün bunları genel sağlıkla ilgili her şeyi yapabiliyorsunuz.

 

DR. İLKER BÖLER- Şimdi öncelikle hastamız belli oldu, artık hizmet ettiğimiz hastamız demeyelim, hizmet ettiğimiz vatandaşımız belli. Onların da hekimi belli ve gerçekten şu 1,5 aylık sürede herkes tanışmaya geliyor, isteklerini söylüyor ve memnun bir şekilde ayrılıyor. Ve yapacağımız görev belli, kayıt sistemimizden yazdığımız reçeteye kadar her şey değişmiş ve modern, günün çağın şartlarına uymuş durumda. Bu benim en sevdiğim yan ayrıca, bu işin en sevdiğim yanı. O yüzden herkes bir doktorunu tanısın, sistemi görsün, değerlendirsin. Yavaş yavaş işler düzene de oturmaya başladı. Farkındaysanız sağlık ocaklarındaki o hınca hınç hengame kalabalık kalmamaya başladı. Ama bazı yerlerde sorunumuz var, olabilir. Çok büyük bir değişiklik oluyor.

ZAHİDE YETİŞ- Bunları nasıl çözeceksiniz, çok özür diliyorum sözünüzü kesmek zorundayım ama ara vermek zorundayız. Hala sorular olabilir, ama iyiye doğru gittiğimizi bir kere sizin heyecanınız bize de geçti. Hizmet vermek için heyecanlanan üç hekimimiz var burada. Siz zaten hizmetinizi farklı şekilde veriyorsunuz. Aytuğ zaten burada.

Sorularımız bitmedi, peki sağlık ocakları ne olacak, artık sağlık ocakları olmayacak mı birkaç soru daha var. Hepsini soracağız, az sonra buradayız.

 

(Reklam Arası)

 

ZAHİDE YETİŞ- Sevgili izleyiciler Kanal D ekranında Doktorum Programını seyrediyorsunuz.

Türkiye'nin sağlığını konuşuyoruz. Sağlık Bakanımız Profesör Doktor Sayın Recep Akdağ stüdyomuzda. Gönül rahatlığıyla her şeyi sorabildik ve içtenlikle cevaplarını aldık sizden. Reklam arasında demiştim ki, sağlık ocakları ne olacak?

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi sağlık ocaklarının büyük kısmı daha modernize edilmiş halde, daha iyi hizmet eder şekilde biraz önce arkadaşımızın doktor arkadaşımızın söylediği gibi tetkikleri, tahlillerini yapacak şekilde aile hekimliği merkezlerine döndüler. Bir kısmı da toplum sağlığı merkezi olarak toplumsal işlere bakacaklar. Bu kadar artık sağlık ocağı diye bir şey kalmadı, sistem değişti. Aile hekimliği merkezleri toplum sağlığı merkezleri. Daha çağdaş, daha modern bir sisteme döndük. Yani eski bir evimiz vardı, evimizi yeniledik, mobilyalarını yeniledik, daha güzel bir şey yaptık, kombimizi yeniledik falan böyle düşünebilirsiniz.

Şimdi bu sosyal güvencesizlerin sağlık hakkıyla ilgili bir şey söylemiştik, asgari ücretin 3'te 2'si falan diye. Ben onu müsaadenizle bir düzelteyim tam rakamlar geldi bana.

ZAHİDE YETİŞ- Lütfen efendim, çok mutlu oluruz.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi ailede kişi başına düşen gelir, kişi başına düşen gelir asgari 3'te 1'inden azsa zaten yeşil kart alabiliyor vatandaş, 3'te 1'inden azsa yeşil kart alıyor. Ne demek bu? Yaklaşık olarak 200 lira demek. 5 kişilik bir aile düşünün, eğer bin liradan daha az bir geliri varsa ailenin 5 ile 200'ü çarpıyoruz. Bin liradan az bir geliri varsa yeşil kart alır. Peki, bin liradan fazlaysa gelir 5 kişilik aile için, yani 200 lirayla asgari ücret arasındaysa. Şöyle diyelim: 400 lira olsun kişi başına, 2 bin lira eder o da. Örnek olarak veriyorum. 2 bin lira geliri olan bir aile için bin lira ile 2 bin lira olan 5 kişilik bir aile içinde kişi başına 30 lira isteniyor, hepsi bundan ibaret.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Çok cüzi rakamlar gerçekten.

SAYIN BAKANIMIZ- Onu da aşarsa, kişi başına 600 lirayı aşarsa ki o epeyce bir şeydir, 5 kişilik ailede üç bin lira yapıyor, o zaman 90 lira isteniyor. Vatandaşımız bunu bilerek bu hizmeti alabilir.

Ben müsaade ederseniz kapanmadan önce bu değerli arkadaşlarıma ve bütün aile hekimleri ve hekimler adına teşekkür etmek istiyorum. Aslında evet Başbakanımız bu işte büyük kararlılık gösterdi. Hükümet olarak, Sağlık Bakanı olarak, Sağlık Bakanlığı olarak bu dönüşüm için büyük kararlılık gösterdik. Kolay bir şey değildi bu yani. Sadece İstanbul Danimarka’nın 3 misli bir nüfusa sahip. Ama bu arkadaşlarımız olmasaydı biz bu işi başaramazdık. Alkışı da onlar hak ediyorlar. Bütün Türk hekimleri adına arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

ZAHİDE YETİŞ- Çok teşekkür ediyoruz. Efendim sizi böyle alabilir miyiz Sayın Bakanım?  Bütün hekimlerimize çok çok teşekkür ediyoruz. Efendim size bir reçete hazırladık biz, Akdağ ailesine, sizin de hoşuna gideceğinizi düşündüğümüz maddeler var. Derin bir nefes al uyanır uyanmaz, şükret her dakika. Gülümse ya da kahkaha at her saat başı, dokun her gün en az bir çiçeğe, bir hayvana, bir çocuğa ve Doktorum’u seyret her sabah.

SAYIN BAKANIMIZ- Eğer çocuğun varsa her sabah çocuğunu öpmeden işine gitme, ben öyle yapıyorum da.

ZAHİDE YETİŞ- Harikasınız.

SAYIN BAKANIMIZ- Bu da bizim programımızın maskotu bunu da müsaadenizle size hediye etmek istiyoruz.

Çok çok teşekkür ediyoruz bütün bilgiler için ve bize bu kadar samimi, bu kadar içten davrandığınız için tekrar teşekkür ederiz efendim.

SAYIN BAKANIMIZ- Ben teşekkür ederim.

ZAHİDE YETİŞ- Teşekkür ediyoruz. Hemen unutmadan Sağlık Bakanlıyla ortak bir çalışma başlatıyoruz. Biz başlatıyoruz Bakanlığımızdan da sözünü istiyoruz, obezite Türkiye'nin, dünyanın sorunu ama, Türkiye'de bir başlangıç yapalım. Bir Kanal D ve Doktorum Programı ailesi olarak bundan sonra 2011 yılında gerçekleşmek üzere muhteşem bir çalışmaya imza atmayı istiyoruz. Sayın Bakanımızdan söz istiyoruz, desteğini istiyoruz.

SAYIN BAKANIMIZ- Biz bu desteği biz sizden almış olacağız. Müsaadenizle böyle bir kitabımız var bunu sizlere ve bu doktor arkadaşlarımız da 5 tane getirdik takdim edeceğiz.

ZAHİDE YETİŞ- Hemen söyleyelim. “Sağlık Ordusu” tıp fakültesinin 2 sene ne yazık ki mezun verememesinin hikâyesini anlatıyor. Burada görüntüler şöyle hemen çok çok önemli bir kitap ve çok mutlu olduk gerçekten. Bakınız o zamanlarda nasıl hizmetler verildi.

SAYIN BAKANIMIZ- Kurtuluş Savaşında hizmet veren doktorlarımız ve diğer sağlıkçılarımız. Onlara şükranlarımızı sunuyoruz.

ZAHİDE YETİŞ- Şükranlarımızı sunuyoruz.

Sayın Bakanım, size çok çok teşekkür ediyoruz efendim katılımınız için.

SAYIN BAKANIMIZ- Sağ olun.

 

OPR. DR. AYTUĞ KOLANKAYA- Çok teşekkür ediyoruz efendim.

SAYIN BAKANIMIZ- Sağ olun.